CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Başıbozukluğun tesellisi

Mourinho hazırlıklarını anlatırken "Son iki güne kadar 9 kişiyle antrenman yaptık" dedi. Milli araların klasik yan etkisini iliklerine kadar hissetti Fenerbahçe. Buna karşılık en parlak bölgesi, orta sahası, Kasımpaşa tarafından da adeta "imha" edildi. Maximin ile kaleyi tutan ilk şutu, dolayısıyla ilk golü buldular. Sahada oyun gücü yok, sadece oyuncu performansı vardı Fenerbahçe adına. Szymanski ve Fred hücumu kurgulayamadıkları gibi tüm savunma dikkati de İsmail Yüksek'in omuzlarında yüktü. İşler iyi gitmezken, 2-0'ı buldular… Ve Göztepe efekti devreye girdi. Skor yeterli görüldü, top rakibe verildi. "Bıçak sırtı maç" haline geldi. Mourinho'nun hamlesini bekledi herkes. En- Nesyri bu dakikalarda en çok eleştiriyi alandı. Oyundan çıktığında şutu yoktu. Ama arka da iyi değil, fatura O'na çıkıyordu. Son iki lig maçının göz kamaştırıcı performanslarından eser yoktu. Aslında açıklanabilir durum yok bu görüntüde. Sadece yazıya başladığımız Mourinho tespitiyle nedenlenebilir. Bu başıbozukluğun tek tesellisi, "Kazanılması gereken maçta" gereğinin yapılması. Maç ritminin yitirilmesi. Milli maç yorgunlukları, aranın getirdiği rehavet, deplasmanda oynamak… Muhtemelen mezaretler bu yaklaşımlar olacak. Belirsizliklerin çok olduğu bir dönemde, cebe üç puan koymak, derbi öncesinde gülen yüzlerin olduğu bir soyunma odası demek. Takım da, hoca da ders çalışmaya devam etmeli.

Taşlar yerine oturunca...

Mourinho, maç öncesindeki basın toplantısında "methedilen Fenerbahçe taraftarını görmek istiyorum" dedi. Beklentileri vardı, taraftara da heyecan verdi. Ama bu seyirci Mourinho'dan beklediği takımı göremedi. Bunun birçok nedeni olabilir. "Özel biri" 35 antrenman yaptıklarının, birçok oyuncuyla da yeterince beraber olamadıklarının altını çizmişti. Ama "çabuk oyun" isteyen bir teknik adamın işaretlerini vermediler.. Devreyi kapattıklarında 40 milyon Euro'luk Lugano'nun her alandaki üstünlüğüne seyirci kalmışlardı. Devranı döndüren Fred'in sakatlığı ile Krunic'e atılan kement oldu. Fred, yerini İsmail'e bırakırken "sıfır" top kapma ile gitti kulübeye. 46'da sahaya ayak basan Mert Hakan ise pas köprüsünü tamamladı, golün asistini yaptı, orta sahaya tempo getirdi. Yine ilk devre… Bir top kapması vardı Krunic'in… Tüm takımın yaptığı faul sayısı da "bir"di… Kadın maçlarında bile rastlanmayacak bir durum. Gitsinler rakibin ayağını kırsınlar demiyoruz elbette. Ama geriye düşen bir takımın mücadelesi ve agresifliğini göremedik. Böyle maçların en tehlikeli duygusudur; "Nasıl olsa atarız" bakışı. Livakovic'in müthiş refleksi olmasa 2-0'a gelecekti maç ve o zaman neler görürdük kim bilir? Taşlar yerine oturmadığı gibi yerinden de oynadı. Ferdi sol önde başladı, sahanın en iyilerinden. Dzeko da öyle. Tadic ortalarda gözükmezken, İrfan Can'ın gelmesi, tekrar sol kanada geçmesi ile bir anda "bay tehlike" oldu. Daha Maximin ve En Nesyri yok. Bir parmak şıklatma ile bambaşka bir oyun ve takım da seyredebiliriz. Mourinho cebinde sürprizlerle dolaşıyor.

Galibiyet çok güzel bir halıdır!

Güzel başlayalım konuya; "Şampiyonlar Ligi elemesinde kolay rakip yoktur, doğru skor vardır" diyelim. Bunu söylemek durumundayız çünkü seyredenlerin hemen hepsi oyundan şikâyetçi… Buna oyuncu performanslarını da eklemek mümkün elbette. Krunic'ten başlar, Kent'ten devam eder, toz kondurulamayan Fred ile de devam edersiniz. Galibiyet kadar güzel bir halı yoktur. Her şeyi altına koyarsınız. Tadic'in aklı–zekası, Dzeko'nun tecrübesi–kalitesi… Bir anda bütün "Bu nasıl ya" diye başlayan cümleleri alırsınız, çöpe atarsınız.
Fenerbahçe'yi ritimde ve skorda tutan "buji görevi" Szymanski'deydi dün akşam. Polonyalı maça ritim ve tempo verdi. Osayi–Tadic işbirliği ile sağ kanattan ilk iki gol geldi. Lugano ilk isabetli şutlarından goller buldu iki yarıda da… Sonrasında Fenerbahçe'nin oyununa uydu, bir şeyler umdu. Devre kesenlerden konuşsak mı?
Kent, Krunic bilindik sıkıntılar aslında. Kadro kalitesine bakarsnız, muhtaç olunan oyuncular da değiller… Ama Fred'in maçın gölgesinde saklanması enteresan. Maça ağırlığını koymasını bekliyorsunuz. Olmadı bu maçta. Ferdi muhtemelen üç sezon sonra önde oynadı. Attığı golü de yakıştırdı kendisine. Ama bir parantez daha var. Henüz ne Mourinho kendi oyununu bulmuş ne de takım doğru on birini. Yani; kalitesi ve tecrübesiyle Kadıköy'e gelecekler. Lille rezervasyonlarını yaparak elbette…

Mucizenin çocukları kazandı

Bu Avusturya, turnuvanın "Esas oğlanı." Montella'nın dediği gibi "Kulüp takımı" havasındalar. İyi oynadılar maçlarını, gövde gösterilerini de yaptılar. Üç ay önce bize de "Altı" atmışlardı. O gün aklıma kazındı. Uzatma dakikalarında bile yedinci golün peşine düşmüşlerdi. Bir hazırlık maçında, rakip takıma hiç saygı duymadan oynadılar. O yüzden bu maçın anlamı birileri için çeyrek final olabilir ama benim için başkaydı.
Merih'le bulduk iki golü. Arda Güler kullandı kornerleri. Kenar yönetim bir harita çizmiş, bizim çocuklar da bu plana sadık kalıp, müthiş geceyi Türkiye'ye hediye etmişti. Bir eski milletvekili vardı, twit attı, Portekiz kazanınca "Yaşa" dedi. Bu skor o arkadaşın lavabosuna gitsin…
Mücadele etmemiz gerekiyordu. Ettik… Savunmamız hata yapmamalıydı, bir kere yaptık. Mert Günok'un günü olmalıydı. İki kere kurtardı. Golleri atan Merih maçın adamı oldu, Mert Günok da benim adamımdır. Montella'nın hakkını unutmayalım. Hakan Çalhanoğlu'nun olmadığı bir takımda akıl olabilir ama "Fikir" eksiktir. Kaan ile üçlediği, beklerle beşlediği defans hattının önüne, yüreklerini koyan Orkunİsmail ikilisini ekledi. Duvar dediğin böyle olur aslında. Bitiş düdüğünde tüm takım yere yıkıldı. Öylesine mücadele ettiler ki, o düdük hepsini bir anda cennete taşıdı. Klasik formamızın, göğüsteki kırmıza bandın içindeki Ay-Yıldız'ın, hepimizin gözündeki yaşların, yumruk halinin fotoğrafıydı bu. Mucizenin çocukları…

Hakan takımı mükemmel yönetti

İtalya'ya karşı oynuyorduk, bileğimizin ne kadar kuvvetli olduğunu görme fırsatını bulmuştuk. Sel geçip, maç bittiğinde bize kalan kum; "En az onlar kadar iyiyiz" duygusudur.
Takım yapılanmasında eksikler var. Arda ile Salih takımdalar ama kulübede isimleri yok. Ferdi ve İsmail Yüksek de bekliyor. Bu şampiyonada en çok ön tarafa güveniyorum. Kenan, Barış sahadalar ama Arda, İrfan Can veya Kerem yoklar sahada. O zaman gözümüz mücadele düzeyinde olacak.
Hakan Çalhanoğlu mükemmel yönetti takımı. Orta sahada neredeyse hiç pencere açmadık. İtalyanlar topu isteyen değil, bir an önce rakip kaleye gitmek isteyen bir takım. Öyle çabuk ve doğru yerleştik ki sahaya, hadi gel de pozisyon bul bakalım.
Avusturya denemesinden geliyoruz son olarak. Fena yenmişlerdi bizi. Bu maçı kaybetmemek, sinerjiyi korumak adına da önemliydi. Çocuklar bunun farkında ve dikkatinde oynadılar. "Çok önemli" dediğimiz oyuncuların olmadığı Türkiye takımı karşısında, sürekli "ot yolan" İtalyanlar oldu. Yani; bu maçın dersi Spalletti için önemli. Yeterli-yetersiz hesabını o yapsın, bizimkiler dimdik ayaktalar. Nasıl oynadıklarını boş verin. Zor sezonlar geçirdi hepsi. Yorgun geldiler, bazıları moralsiz. Vincenzo Montella'nın onları milli formaya odaklaması gerekiyordu. Gözler yalan söylemez, Bizim Çocuklar formanın ruhundalar. Sonrasında kaliteyi ekleyeceğiz. Sırasını bekleyen fırtınalarımız var. İnşallah geliyoruz…

Helalleşme

Hem uzun bir sezon oldu, hem de zorlu. Geçen hafta "racon" maçında Fenerbahçe son sözü söylemişti aslında; "Şampiyon kim bilmem, ağabey benim…" Müthiş bir kadro kurdular. İsmail Kartal da çok güçlü bir oyun buldu. 21'lik bir seri elde ettiler. Buldozer gibi gidiyorlardı. İşi hiç de öyle son maçlara bırakacak takım değillerdi. Sonrasında; olanlar (!) oldu.
Rekabet kendi adaletinden ayrılınca, iyi takım, iyi futbolcu, iyi taktik; anlamı kalmıyor. Altı beraberlik, bir yenili aldılar tüm sezonda. Büyük liglerin şampiyonlarına bakın; çok yakınlar, hatta benzerler bu sayılarla. Üç beraberlik, iki yenilgi ile şampiyon oldu Galatasaray. Enteresanlık da burada zaten; "Sistem" dediğimiz o yapı, daha fazla puan kaybetmesine izin vermedi aslında. Yangın çıktığı anda düdükler çalmaya başladı. Bekçi düdüğü değildi bunlar. Ben hakkımı Trabzonspor galibiyetinden sonra "helal" ettim bu takıma ve hocaya. Galatasaray karşılaşmasıyla ikiledim. Her şeye rağmen kazandılar bu maçları. Vazgeçmedikleri gibi, ne kadar karakterli olduklarını da gösterdiler. İslam (Çupi) Baba'nın vurguladığı, "Fenerbahçe büyüklüğü, başka büyüklüktür, adı konamaz" cümlesinin sahibi de bu özellikler zaten.
2018'de 0-0 biten maç sonrasında Galatasaray üç puan farkla şampiyon olmuştu. Üç penaltı pozisyonu vardı. Aykut Kocaman, "Bize bir tane verse, onlara da çalacaktı bir tane. Kazandırmayacaklardı maçı bize" dedi. Kumpasın ordusu bitmiyor, hesabını kapatmıyor. İşin başındakiler de yollarını açıyor. Bu yüzden, "Sizinle gurur duyuyoruz" pankartını açtı Fenerbahçe tribünleri. Kayıtlara en onurlu, en karakterli, en başarılı geçecek oyunculara hak ettiğini verdi. Bir ek daha yapayım; ben ilk defa gördüm böyle bir helalleşmeyi.

Kırık diş!

Konyaspor'un direnmesi sürpriz değil. Hafta içinden itibaren şehrin ileri gelenleri, tesislerde bu maç için takımı bilediler. Bu maçları sezon içinde çok oynadı Fenerbahçe. Daha yakın tarihte Pendikspor var. İsmail Hoca'nın kurgusunda ezber yine bozulmadı. Bu kalabalığa ilk yarı tek santrfor ile saldırdı, sonrasında Batshuayi ile dengeyi sağladı. Topa ve pozisyonlara hakim olmalarına rağmen, tabelayı değiştiremiyorlardı. Ve Dzeko belki de gole en çok yaklaştığı maçtaydı. Vurdu kaleciye, vuramadı auta. Tam ona göre pozisyonlarda kaçtı bunlar üstelik. Tadic'in maç başındaki karşı karşıyasını da ekleyebiliriz buna. Takımı, "Şampiyon yapsın" diye gelenler "Kırık diş" oldular en kritik 90 dakikada. Böyle maçların taktiğinin içinde, "Ekstra" performanslar gerekir. Rakibin santrforu attı, seninki yapamadı. Bu kadar basit aslında durum. F.Bahçelilerin klasiğidir, ilk fatura teknik adamındır. Verilen ve girilen pozisyona bakarım. Takım bunlarda üstünse, diğer taraf performanstır. Oyunculara kalır. Olmadı... Sivas'taki beraberlikle umutlar dibe vurmuştu aslında. Ne oyuncular bu baskı ile başa çıkabildi ne de İsmail Kartal bu yükü onların omuzlarından alabildi. Teker teker "Yoklar" arasına karıştılar. Üç maç, altı puanlık fark. G.Saray, altın tepside bekliyor şampiyonluğunu. Fenerbahçe, kart sınırındaki oyuncularının bazılarından da mahrum edilir Seyrantepe öncesi. Çünkü bu ligde sürpriz sadece F.Bahçe'nin yaşayabileceği bir durum. Düzeni kuranlar, "Başkalarının" sürpriz yaşamasına izin vermediler.

Analizler!

Maç bittiğindeki rakamlara baktığımızda Olympiakos'un "Bir" bile olamayan gol beklentisi var. Ama 3 tane attılar. İsmail Kartal'ın maç öncesinde bahsettiği "Analiz" bu aslında. Rakibin gollerinde Çağlar-Krunic ortaklığının getirdiği hatalar var. Ne zaman ayaklarına top gelse bastılar aldılar, pozisyon da buldular, gol de. Bu da rakip hocanın analizi. "En iyilerin" kulübede otururken, bir hafta öncesinin "Parlayan" ikilisine (Krunic- Zajc) güvenmek aslında hata değil. Yukarda yazdığımız gibi pozisyona bile girmeden üç tane attı Olympiakos. Bu hesaplanamaz durum. Ama ilk 45 bittiğinde tabelada da, soyunma odasında da vardı "bu durum"… Yine de 60'ı beklemek hamle yapmak için, aslında maçtan önceki "Analiz"in verisi. Şöyle planladılar; "60'a kadar oyunu tutacağız. Çok koşacaklar, yorulacaklar. Sonrasında hamle yapıp skoru alacağız…"
Eeee; alamadın işte, niye bekliyorsun? Çok şey var söylenecek. Yine de takım olarak "Tel tel" döküldükleri bir ilk yarıdan sonra, hem karakterlerini, hem de kalitelerini ortaya koyup, 3-0'dan, 3-2'ye getirdiler maçı. Yarı final için iki gole ihtiyaçları olacağı bir Kadıköy gecesine bıraktılar maçı. Başından sonuna, yapılan hatalar-acemiliklerle dolu dakikaların ardından, sonsuz hayal kırıklığını, "Avantajlı sonuca" çevirmeyi başardılar. Bu sezondaki Fenerbahçe'nin genetiğinden çok farklı, ama "Vazgeçmeyenler Kulübü"nün herkesi alıştırdığı bir gece yaşadık aslında. Bu takım çok şey hak ediyor, yoluna devam ediyor.

Neresini tutsanız elinizde kalıyor!

Olayları değerlendirirken, mantığı yakalamak gerekir. Bunun için de ilk şey; "Neden?" diye sormaktır. "Neden Fenerbahçe U19 ile Süper Kupa maçına gitti, sahadan çekildi? Bu karara varırken neler yaşandı, ne yapılsaydı olmazdı?"
Pendik ve Trabzonspor maçlarındaki hakem kararlarının peşinden Ali Koç bir açıklama yaptı. 2 Nisan'daki Genel Kurul'a kadar Futbol Federasyonu'nun elinde bir sürü fırsat vardı. En azından VAR hakemlerinin yabancı olmasına karar verebilirlerdi. Dünkü görüntülere izin vermemek için maçı erteleyebilirlerdi. Bir açıklama yapıp, yaşananlar konusunda üzüntülerini bile bildirebilirlerdi.
Sorun şu; sanki bu itirazlar hiç yaşanmamış, yokmuş gibi davranarak, dün gecenin temelini attılar. Problem; ateşi söndürmek için çaba göstermeleri gerekenlerin, yangına benzin taşıması, kaosa izin vermesinde.
Neredeyse tüm takımlar hakemlerden şikâyetçi, adaletli olduklarına inanmıyor, değerlendirme toplantılarında itiraflar yaşanıyor. Federasyon Başkanı ve MHK sanki hiçbir şey olmamış gibi, tek yorum yapmadı. Çünkü "Bir şey yapamazlar, daha önce de gördük" diye baktılar. Bu kez son 13 yılın özetinde, yaşananlarında, kazanılan-kaybedilen maçlarından birikenler, dün geceyi görmeyi nasip etti. Gencecik çocuklar soyunma odasına giderken, koca koca adamlar hoplaya-zıplaya galibiyeti kutladı. Neresini tutsanız elinizde kalıyor yani. Yazık çok yazık…