CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Küllerinden doğuyorlar

F.Bahçe için lig yeni başladı. Takım oluyorlar, gelişiyorlar ve Anka Kuşu gibi küllerinden doğuyorlar.

Aslında en güzel yorumu Riekerink yaptı; "Ayıyı vurmadan postunu satamazsın" dedi. Florya'da hazırlanırken, Seyrantepe'den otobüse binerken veya mikrofonlara konuşurken, "Kazanacağız" demek kolay ve iddialıydı. Ama o zemine çıkıp da 50 bin kişinin gözüne baktığınızda, bir anda konuşulanlar-söylenenler unutuluyor. Nasıl ki 17 yıl önce Kadıköy'e gelenler bu hissi tattı, her Galatasaray oyuncusu gibi bu kadro da geçmiştekilerin duygularını anladı. Elimizde 18 yaşına gelmiş, reşit olmuş hatta "oy" hakkını kazanmış bir rekabet var. Dursun Özbek'in dediği "sürprize" kapalı, psikoloji sınavı sorularında yer aldığı anlamında; "öğrenilmiş; çaresizlik"...
Teknik adamlar maç öncesinde görevler verdiler, tahtaya isimler yazdılar, eşleşmeler yaptılar. Hafta içinde taktik çalışıp, duran top organizasyonları için planlarını da anlatmışlardır.
Ama hesapta olmayanların hikayeye mürekkep sürdüğü bir maça çıkıyorlardı.
Alper tercihi ile rakibin en önemli atak yönüne dinamizm koyan Advocaat, ilk golün müthiş pasının bu oyuncudan gelmesini beklemiyordu belki de. Sarı kartını sırtına alan Carole, Şener'e yol verirken, Van Persie "yürümek" için kullandığı sağ ayağı ile topu tavana astı. Alın size hiçbir maç analistinin dile getiremeyeceği bir senaryo.
Golü atıp, soyunma odasına gitmek nasıl ki Fenerbahçe için maçı kazanmaksa, Galatasaray için yıkımdı. Çünkü "yine mi" endişesini konuşacakları 15 dakika duruyordu önlerinde. Maç bittiğinde Galatasaray adına kaçırılmış gol fırsatı yoktu notlarımızda.
Bu kadar zayıf, inanmayan ve başaramayan bir ekip olarak ayrıldılar stattan.
Evet; derbinin prestiji, kendi kültürü içindeki önemi farklı. Kazananın, üç puandan farklısını elde ettiğini de biliyoruz. Ama bu performans, üstelik Lens ve Mehmet Topal gibi takımın neredeyse yüzde 30'u yokken sergilenen oyun için Advocaat'ı da tebrik etmek gerekir. Kurt hoca, 110 yıllık geleneğin Van Persie'nin golleriyle süslendiği 90 dakikayı Hollanda derbisi haline de çevirdi.
Fenerbahçe için lig yeni başladı. Takım oluyorlar, gelişiyorlar ve Anka Kuşu gibi küllerinden doğuyorlar.

Dönüm maçıydı

Zor şartlara rağmen üç gollü bu galibiyet, ne yapacağını bilen veya takım arkadaşına güvenen bir takımın ürünü.

Kağıt üstünde "olabilir" şıkkını taşıyan ama gerçekte çok zor bir maça çıktı Fenerbahçe. Akhisar'ın yaşadığı sorunlar veya geçen sezonlardaki direncinden uzak kalması değildi galibiyeti zorlaştıran; bizzat Fenerbahçe'nin kendi içindeki sıkıntıları çözme yeteneğinin azalmasıydı. Perşembe günü Manchester karşısında üst düzey konsantrasyon ile oynayıp, sonrasında eksilen vücut direncinden doğacak etkileri en aza indirecek bir akıl oyunu gerekiyordu.
Advocaat'ın sadece iki (Aatif-Van Persie) değişiklik ile müdahale ettiği on bir, ilk düdükten itibaren tempoyu düşük tuttu, topu da kendinde.
Maçın kalitesinden çok, tabelanın önemli olması, "at - yat" taktiğini de kaçınılmaz kıldı. Bütün bu şartlara rağmen üç gollü galibiyet, ne yapacağını bilen veya takım arkadaşına güvenen bir takımın ürünü. Bir sonraki maç Galatasaray ile olunca bakım - onarım değişiklikleri üst üste geldi Fenerbahçe için.
Üst üste dördüncü maçı kazanmak, derbi öncesinde takımın özgüvenini, hatta taraftarın takıma olan inancını arttıracaktır.
Her hafta daha iyi ve doğru olmayı başaran bir takım halindeler.
Lider ile aralarında sekiz, Galatasaray ile iki puan kaldı. Bu nedenle Akhisar aslında "dönüm" noktası oldu. Yeniden iddialı ve hedefi olan bir takım haline gelebilir Fenerbahçe.
Mehmet Topal'ın dengesiz hareketi Akhisar'a bir penaltı getirdi, daha önemlisi Topal'ı cezalı yaptı. Ancak Van Persie'nin göz kapağını yırtan hareketin de "dengesiz müdahale" olması önemliydi. Yani: bir penaltı daha vardı aslında.
Çok samimi ve inandırıcı bir maç yöneten, kartlarını da doğru kullanan bir hakem seyrettiğimizin de altını çizelim.

Hatırladılar!

Maçta çalınan ikinci düdükte hakem orta sahayı işaret ediyordu. Birincisini başlama vuruşu için yapmıştı. Her maçın ayrı hikayesinde Moussa Sow'un destansı sayısı, tüm 90 dakikaya hükmetti.
Mourinho bir Türk atasözü ile kenardan bakıyordu takımına; "Kötüye gitmeye görmesin işin, muhallebi yerken kırılır dişin..." Havalıyım-cıvalıyım; daha 53 yaşındayım derken, "gık" bile dedirtmeden, tabelaya 1-0'ı astılar. Hesaplanamaz veya ön görülemez bir golle grubun en kritik maçına hükmetmeye başladı Fenerbahçe. Aynı vuruşun acısını Süper Lig'de Galatasaray ve Beşiktaş da yaşamıştı ama Moussa'nın maç boyunca yaptığı tek olumlu şeyin, "en önemli şey" olması da futbolun ayrı cilvesi.
Bundan sonrasına baktığımızda istatistikler 70'e 30 United yazıyor. Yani; top hep onların olmuş, hep onlar bir şeyler yapmaya çalışmış ama... Burası çok önemli; "Ama yapamamışlar..."
Volkan Demirel'in kalesine gelmeye çalıştılarsa da, çok organize ve konsantre bir defansif anlayış ile karşılaştılar. Mourinho muhtemelen "otobüs çektiler" diyecektir. Kendisinin çokça yaptığı gibi. Tabelayı ele geçirmek aslında maça hükmetmek, sonrasında topun kimde olduğu önemli değil.
Bir saptama da yapmak gerekir elbette. Pogba-İbrahimovic değişikliği ile birlikte aslında Manchester'ın da oyun aklının soyunma odasına gittiğinin altını çizelim. Siyahi Fransız'ın organizasyon kapasitesine karşılık, İbrahimovic'in hücum becerisini eşleştiremedi United.
Advocaat'ın "hinliği" Emenike'yi oyuna almasıydı. Muhtemelen gidişata göre planlanmış bir değişiklikti. Lens'in rakip kaleciyi bile seyirci yaptıracak güzellikteki frikik golünün ardından, "Tam O'na göre" bir ortam oldu. Üç tane fırsatı kaçırdı. Destan sadece Sow'un mucizesinde kalmayabilir, tabelaya da yazılabilirdi yani...
Bu sadece bir galibiyet değil, Advocaat'ın da, oyuncuların da yeniden doğması, büyük takım olduklarını hatırlamasıdır. Birlikte olduklarında başarabildiklerini anladılar. Bundan sonra başka olacaklardır. Bir de taraftar tribünlere dönerse, eksikler tamamlanır.

Bir şey; çok şey

Fenerbahçe'nin kazanması herkesin beklentisiydi. Zor olması da bekleniyordu ama akıllardan başka sonuç geçmiyordu. Maçın hikayesi bekleneni çabuklaştırdı. Çok iyi takım olan Karabükspor, büyük maçın gerilimini taşıyacak mental olgunlukta değildi çünkü. Penaltı sonrasında itirazdan gördükleri sarı kartlar, eksik kalma zeminini hazırladı. Halbuki, itiraz ettikleri pozisyonda çıkan sarının, kuralların kitabında kırmızı da olması işten değilken.
Fenerbahçe'yi farklı skora taşıyan mükemmel oyunu değil. Rakibin maçtan vazgeçmesini sağlayan ikincisinin ardından, önemli oyuncularının tekrar rol almaya karar vermesidir. Lens ve Volkan Şen'den bahsediyoruz elbette. Adam eksilten oyuncunun ne kadar değerli olabileceğini ispat ettiler hepimize. Hem takım yardımlaşması içinde kalıp, hem de bireysel olarak risk almaları büyük kazançtı. Bunu tabelada da gördük zaten.
Emenike'nin kulübede, Aatif'ın sahada başlaması sürprizdi elbette. Bunun ardında Manchester'a karşı dinlenmiş çıkması mı bekleniyor, yoksa Aatif'ın antrenman performansındaki hak edişleri mi? Bekleyip göreceğiz...
Yine tabeladan uzaklaşarak, Fenerbahçe'nin yeniden takım olmak, birlikte üretmek ve direnmek için bir araya gelmeye başladığının da işaretleri devam ediyor. Konya'da bunu yaparak kazandılar, Karabük karşısında da devam ettiler. Üstelik yine boş tribünlerin önünde oynayarak.
Karabük ile aynı puandaydılar maça çıkarken. Liderin ise 11 puan gerisinde. Bu tablo bile "müşterinin" vazgeçmesi için yeterli aslında. Bunu dikkate almayan "taraftarı" da Aziz Yıldırım almıyor tribünlere. Bu yalnızlık içinde en iyiyi üretmek adına bir dayanışma ürettiler ve Advocaat da bunun mimarı oldu. İlk beşteler, önemli rakiplere karşı üst üste iki galibiyet aldılar. Birlikteliklerini güçlendiriyorlar. Şampiyon olmaları zor ama şampiyonluğa oynamaları mümkün. Bunun farkındalar. Bu inancı Fenerbahçe taraftarının da taşıması gerekiyor. Bu yalnızlıkla yol bitmez. Bir şey değiştiğinde aslında çok şeyin farklılaştığını anlamak gerekiyor.

Tribün ve saha kenetlenmeli

Geçen hafta Konya'da iki adım atıldı. Fenerbahçe'nin "yeniden" dediği iki önemli gelişmenin ilki Ali Koç'tan geldi, diğeri ise futbolculardan... Büyük taraftarının tribünlerden uzaklaşmasına neden olan gelişmelerin karşısına Ali Koç'un "Ben varım" diyerek çıkması, camianın üstündeki ölü toprağının ve umutsuz havanın dağılmasına neden oldu. Bu enerjiyi iyi değerlendirmek ve "yine" ayağa kalmak adına Karabük maçı için yapılan davet, bundan sonrası için çok belirleyici olacak. Eğer Fenerbahçe taraftarı tribündeki yerine döner ve sahadakiler ile eskisi gibi dayanışmayı sağlarsa, yürüyüş başlar. Bu sinerji hem mevcudun korunmasını sağlar, hem de yeni yönetimi heyecanlandırır. Fenerbahçe'nin birleşmesi, zorlukların da birlikte aşılması anlamındadır. Konya'daki 90 dakika kazanmanın ötesinde anlamlar taşıdı. Çok zorlu, sahasında yenilmeyen ve sistemli bir takıma karşı, pozisyon vermeden oynadılar. Birlikte ayakta kalıp, mücadele ettiler. hoca faktörü Takımın sezon başı gelişimine baktığınız zaman, Alanya ve Manchester United darbelerinden sonra vazgeçmediklerini göstermeleri açısından bu maç önemli bir işaret. Bu noktada Advocaat'ın yönetim tarzının da hakkını vermek gerekir. Van Persie'yi iki hafta sahaya bile çıkarmayıp, sonrasında forvet arkasında, 9.5 numara faturasıyla tanıştırdı. Takım arkadaşlarının saygısını kaybetmişken, futbol oynama arzusundan bile uzaklaşmışken, Van Persie'nin en sorumlu pozisyona doğru taşınması ve beklentilerin yükseltilmesi en radikal hamledir. Takım olmak adına bu duygudan uzaklaşmış iki oyuncuya; Van Der Wiel ve Salih Uçan'a karşı da net tavrını koruyor. Önemli oyuncuları sakatken bile çözüm arayışında onlara başvurmadı. Önce grubun içine girmelerini bekliyor. Advocaat'ın aldırdığı tek oyuncu Lens'ti. İngiltere'den kiralandı. Hollandalı Hoca'nın sahadaki sorunları çözebilecek aklı, tek seçimle bulduğunu yine hatırlatalım. Lens'in ağırlığını koyduğu maçlardaki problemlerin uzun sürmemesi, ya golü atarak, ya da attırarak tabelada olması, O'nu bir anda takımın en önemlisi haline de getirdi.

ŞAMPİYON OLUN PRİM ALIN
Aziz Yıldırım UEFA kelepçesiyle birlikte önemli kararlar aldı. Bunun başında prim ödemeyi kaldırması geliyor. Saha sonuçlarına göre değil, sezon sonu pozisyonuna göre prim vereceklerini bildirdi Yıldırım. Sonuna kadar mantık ve profesyonellik taşıyan bir duruştu bu. Ama sözleşmeye dayalı hak edişlerdeki gecikme bunun peşinden gelince, takım içinde doğal sorunlar ortaya çıktı. Ödeme yapılanlar bir tarafa, günlük hayatlarını primle sürdüren oyuncu grubu tatminsizlik yaşadı. Burada, takımdaki bölünmeyi azaltacak bir formül bulmak zorundalar. Çünkü Ersun Yanal dönemindeki şampiyonluk primlerinin ödenmediği ile ilgili duyumlar var. Şampiyon oldular, prim alamadılar. Şimdi, "şampiyon olun, prim alın" deniyor. Eğer bu ikilem yaşanıyorsa, kadro kalitesinde şiddetli erozyon yaşanan bu senede, belki de yeniden "kazanın; alın" demek gerekir.

12
F.Bahçe ve Karabük 9. haftaya 12 puanla girdi. 3 galibiyet, 3 beraberlik ve 2 yenilgi alan sarı-lacivertliler, +4 averaja sahip. 4 galibiyet, 4 mağlubiyeti olan Karabük'ün averajı ise +2.

5
Jeremain Lens, F.Bahçe formasıyla 5 maça çıkarken 380 dakika sahada kaldı. Sarılacivertliler bu maçlardan 4'ünü kazanıp, tek yenilgi aldı. Hollandalı yıldız 4 asistle takımına katkıda bulundu.

1
"Burası Kadıköy burdan çıkış yok" tezahüratı bu sezon geçerliliğini yitirdi. F.Bahçe evinde oynadığı 4 maçta 1 galibiyet (G.Antep 2-1) aldı. Kayseri (3-3) ve Alanya (1-1) ile berabere kalıp, Bursa'ya (0-1) yenildi.

Yeniden!

Baskıya yanıt vermek önemliydi. Alanya ile beraber kal, M.United'a teslim bayrağı çek ve Aziz Yıldırım tartışılmaya başlansın. Bunun üstüne ligin en sert deplasmanlarından birine ve en organize takımının karşısına çık. Tam bir kırılma haftasında, tekrar takım haline gelmenin formülünü bulmaları önemliydi. Büyük takım refleksi budur. İlk 45 bittiğinde rakibe tek şut attırmamış bir Fenerbahçe varsa, mücadeleler darbeli ve tavizsiz ise, oyuncu grubunun "yeniden" demeye karar verdiğini anlarsınız. Topu rakipten kapmak adına bu kadar agresifliğe rağmen, ofansif olarak yine Lens'in ayaklarına bakıyorlardı. Penaltı olmasa, Fenerbahçe'nin gol atması için belki de yine bir duran top gerekecekti.
Nitekim ikinci yarıda Van Persie ile direk ve kaleci Serkan arasında geçen macera da bir korner sonrasındaydı.
Skor üstünlüğü ile "dikkatli oyun" beraber gelişti Fenerbahçe adına.
Konyaspor, rakip kaleye gitmeyi hatırladığı gibi, Ömer Ali'yi de sürpriz hücumcuya çevirdi.
Dikkatimiz 60. dakika sonrasındaydı.
Çünkü fizik güç olarak geriye gitme anları, Aykut Kocaman'ın Konya'sı için fırsat anları olabilirdi. Ama Ali Çamdalı olmadan, organizasyonlar, hep eksik kalıyordu.
Karşılıklı pozisyonlar ve Skrtel'in eline temas eden ortaya, "devam" diyen hakem dörtlüsü yine maçın hikayesine kendi adlarını yazdılar.
Fenerbahçe'nin bu maçı kazanması, hedefi sıcak tutmayı sürdürmesi için de gerekiyordu. Açılan puan farkı, hem takımı, hem de seyirciyi daha 10. hafta gelmeden ligden soğutur. Kalan haftaları "yapabiliriz" heyecanıyla geçmek ve güven tazelemek açısından çok önemli bir galibiyet elde ettiler.
Ali Koç'un "buradayım, adayım" açıklaması ile birlikte kulüpteki dengeler de değişecektir, Aziz Yıldırım'ın takıma olan yaklaşımı da. Kalan haftalarda çok ilginç şeyler duyacağız, seyredeceğiz.
Sadece takım olarak değil, kulüp olarak da Fenerbahçe "yeniden" diyebilir.

Sıradan takım sıradan yönetim (2)

Önemli olan ne yenilgi ne de skor.. Bu maçın dersinde 'tükeniş' var. Süper Lig'de hiçbir varlık veya yaratıcılık gösteremeyen ekibin, böylesine zorlu bir deplasmanda farklı olmasını beklemek hayalcilikti.
Herkes penaltılara takılacaktır. Evet; kolay kararlardı. Hatta bizim hakem hocalarımıza da sorarsak 'Penaltı, penaltı gibi olmalı' diyeceklerdir.
Ama 'Elin hakemi' öyle demiyor. Bir gün önce Beşiktaş maçında eleştirdiğimiz yorumlarla, bir gün sonra Manchester'da aynı pozisyonlar karşımıza geldi. Demek ki UEFA, ceza alanı için 'dokunulmazlık' istiyor, bizim MHK bizimkilere 'görmeyin' diyor.
İlk yarı üç farklı bittiğinde, en güvendiğimiz ismin (Kjaer) en çok hata yapan olması enteresan. Bu maçı yaşarken tecrübeli oyunculara farklı bakarız. Çünkü onlar, ne yapacaklarını en bilenler olmalı. Neredeyse pozisyona girmeden devreyi 3-0 galip bitiriyorsa Manchester, burada ilk önce kalite sorgulanmalı. İki penaltı kararında da gol pozisyonu yok. Acemiliğe bakın... Üçüncü golde acemilik zaten zirve yaptı. Bundan sonrasını nasıl anlatacak, nasıl farklı olacaksınız?
Eğer takım olarak gücünüz ve kaliteniz sınırlıysa, bu noktada teknik direktörün devreye girmesi lazım. Advocaat sadece, Emenike'nin yerine Roman Neustadter'i koydu 11'e. Bir defansif değişiklik ile maçı değiştirebileceğini zannetti. En basit mantıkta rakibin gol atacağını hesaplayıp, en azından beraberlik için tabela yapması gerektiğini bilmeli ve bunun için bir ekstra plan üretmeliydi. Oyuna baktığımızda böyle bir sürprizi bize düşündürecek hiçbir farklı görevlendirme yoktu. Önde top tutup, muhtemel baskıyı mümkün olduğunca kalenizden uzak tutmak adına da bir planınız olmalıydı. Bu etapta da Volkan Şen 'Güdük' kaldı. Van Persie ise yardımsız ve passız.
Bu kadro, düz ve bir şeyler yapmaya çalışan futbolculardan kurulu. Oyun akılları da yok, oyun lideri de.. Bilmiyorum aslında Advocaat'ı da eleştirirken haksızlık mı yapıyoruz. Duran topları, kornerleri santrforuna (Van Persie) kullandırmak zorunda kalacak kadar çaresiz.
Fenerbahçe adına işler iyi gitmiyor. Bir an önce oyuncuların aralarında toplanıp, yönetime veya teknik direktöre gerek kalmadan kemikleşmeleri lazım. Bu konuda bazılarının da sorumluluk alması lazım.

Sıradan takım sıradan yönetim!

Sorun berabere kalmakta değil, rakip eşitliği sağladıktan sonra buna cevap verebilecek gücü ve direnci üretememekte. Elbette rakibin önlemleri olacaktır ve statükoyu sağlamak adına yolları da deneyecektir. Burada sorgulamamız gereken Fenerbahçe'nin ne yaptığı, onun planının ne olduğu?
Emenike ve Van Persie ile ön tarafı kurgulamak kağıt üstünde yanlış değil. Ama iki oyuncu da bir "eksikler" listesi yapılacaksa, orada yerlerini alacaklar. Ne ceza alanı içindeki bir aksiyonda varlar, ne de önde oynamak için topa trafik yaptıracak hamleleri var. Öylece takılıyorlar markajın altında.
Mehmet Topal'ın sadece attığı golde değil, yükü çekmek ve açıkları kapamak adına da her bölgeye yetişmeye çalıştığının altını çizerek, Hasan Ali ve Van der Wiel'den sıfıra yakın ofansif hamle geldiğini de söyleyelim. Böylesine güvensizlik içinde, ikinci yarıyı Alanyaspor'un izin verdiği kadar oynadılar.
Bu kadar çabaya rağmen tabelada istenenin olmamasında eksiklerin rolü var mıydı? Sadece Lens için bu cümleye anlam arayabiliriz. Volkan Şen'in pas tercihleri veya son vuruş etkisizliğini olmayanlara bağlamak mümkün değil.
Doğru-dürüst bir hakem maçı yönetseydi farklı olur muydu?
Bambaşka olurdu elbette. Dirsek atan Emenike atılmalıydı. Emenike'ye yapılan penaltı es geçilmemeliydi. Yine Emenike'ye tabanı basan Ba'nın hakkı sarı değil, kırmızıydı. Net bir Fenerbahçe pozisyonu yanlış ofsayt bayrağı ile kesildi. Toplam 11 faulün yapıldığı ilk yarıda, sarı kart sayısı yediydi.
Yani; hakem Alper Ulusoy'u neresinden tutsanız, elinizde kaldı.
Advocaat kaderi değiştirmek için oyuna devamlı forvet attı. Stoch, Aatif, belki kadroda olsa Sow'u da. Takımdan umudunu kesip, performansın peşine düştü. Daum da böyle yapardı. Demek ki, bu ekol durum ümitsizleştikçe, akıldan çok, karambolün peşine düşüyor. Puan kaybından daha kötüsü, tribünlerin boşluğu ve seyircinin kaybedilmesidir aslında. Böyle bir havada, mükemmel bir saatte; taraftarı maça gelmiyor.
İki hafta önce ezeli rakibi ise, seyirci rekoru kırıyordu. Vahim olan ve üzüntü duyulması gereken budur.