CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Kâbusu yaşadılar

Bir gün önce Denizlispor'un gösterdiği direnç, günün tüm maçlarına yansıdı. Kolay rakip sıfatını kabul etmeyen, mücadelesini sakınmayan takımlar vardı sahada. Fenerbahçe'ye de Afyonspor çattı. Daha bir hafta önce 9 kişi kalan Karagümrük karşısındaki tecrübeye yeniden sahip oldular. Ancak o maçın dersini hiç almadan, öğrenmeden, aynı tarzı ve seçimleri yapıyorlardı. Herkes kendi kahramanlığının peşine düşünce, ilk yarıda "akıldan" uzaklaşmış, hatta rakibin bir tehlikesini gol çizgisinin üstünde engelleyen Fenerbahçe izledik. Burak Kapacak ilk kez çıktı seyircinin karşısına. Rossi ile ters kanatlarda oynadılar ama bir kez bile yer değiştirmediler. Crespo'nun inadıyla ayakta duran bir orta saha ile oynuyorlardı. Devrede hamleler geldi. Ustalar ile birlikte baskı da arttı, pozisyonlar da oldu ama gol gelmedi. Memnuniyetsiz seyircinin mırıldanmaları aceleyi, bu telaşın içine düşenler de hataları beraberlerinde taşıdı. Bu sezonda kendileri için kalan tek hedefin ciddiyeti beşinci değişiklik ile kendini gösterdi. "O yapsın" tavrını değiştirip, "birlikte" demeye başladılar.
Uzatmada penaltı ile gelen golle birlikte, Afyonspor'un mucize arayışı bitti. Penaltıyı alan Osayi-Samuel, ikinci golü atıp, maçın fişini çekti. Kupa maçlarının kendine özgü sürpriz ihtimali, kâbus gibi geçen 90 dakikanın, sonrasında ter içinde uyandıkları uzatma bölümü yaşadılar.

Tamirciler (!)

Her maç ayrı bir serüvenin peşinde Fenerbahçe... Sistem değişiyor, 11 farklılaşıyor, görevler devrediliyor. Bu karmaşa içinde kuşu taşa çarptırmaya çalışan bir futbolcu grubu var. Sezon başındaki kaosun tamircisi Valencia ve Gustavo idi. Sonrasında İrfan Can ile Mesut katıldı takıma. Krizin kapıyı araladığı dönemde sakatlıklar ve cezalılar, en önemli oyunculara rastlayınca, zaten olmayan oyun için yorum yazmak saçmalık halini aldı. Rizespor maçını da "Nasıl mücadele edecekler?" gözüyle izledik.
İlk yarıda pozisyon üstünlüğünü ele geçirse de Rizespor'un net fırsatlarıyla tek golün telaşında oynadılar. Rossi'nin, Berisha'nın pas yerine şut tercihleriyle rahat nefes alacakları fırsatları da değerlendiremediler. Sonra Szalai'nin, bir sol stoperin üstüne olmayan vazife ile bindirme yapması ve sonrasındaki nefis asistiyle ikinci gol geldi. Beşli defans, iki ön libero ile Rize takımının ofansif nefesini kesmişlerdi zaten. Riski rakibe bırakıp, geçiş oyunu; yani Pereira'nın tek hücum planını uygulamaya başladılar. Üçe, üç yakaladıkları pozisyonlarda bile acemice davranıyorlardı. Trabzonspor zirve yalnızlığında, Fenerbahçe'nin "Buradayım" mesajı vermesi, kalan haftaların heyecanı için iyi bir ipucu. Kazanmak güveni getirir, takımın iddiasını sıcak tutar. "Yeniden" demek adına bir seri yakalamaları gerekiyor. İrfan ve Valencia'nın tekrar takıma katılmaları, sahadaki kaliteyi tetikler. Bu oyunculara ihtiyacı var Fenerbahçe'nin, çünkü sistem önemli görmeyen bir teknik adama sahipler. Koşan-mücadele eden bu futbolcu grubu için, kaliteli tamirciler gerekiyor. Sezonun olmazsa; olmazı bu...

Diriliş...

Hem kazanacak, hem de farklı galibiyetle bitirilecek maçtı. İyi de başladık, golü de erken bulduk, rakibin 10 kişi kalmasıyla da artık ipler elimizdeydi. Kalan sürede sakin, akıllı ve becerikli olmalıydık. İlk yarı 3-0 bittiğinde, Kuntz'dan hamle geldi. Mert Müldür ve Rıdvan ile iki beki de değiştirdi. Top yere indi. Oyun alanı iyice genişledi. Eksik rakibin üstüne, daha da fazla oyuncu ile gitmeye başladık. Cebelitarık, kendi ceza alanında birikti ve direndi. Orkun ve Hakan mükemmel yönettiler pas trafiğini. Akın yönleri sürekli değişti, Kerem-Rıdvan ikilisi, sol kanadı çok etkili kullanmaya başladı. Kaptan Burak sürekli ofsaytta kaldı, kaçamadı. Oyuncuların pas düşüncesinde de ilk sırada geliyordu. Rakibin kontrolünde kaldı. Rıdvan iki asist yaptı, Serdar ve Mert gol attı. Değişiklerin skora %100 yansıdığını görmek, kolay rakibin iyi analiz edilmesi anlamına geldi. Sinir bozan, inatçı bir takıma karşı oynuyorduk. Ne kadar "kolay" derseniz, size o kadar "zorluk" çıkartacak oyuncular. Taktik disiplin dediğimiz nokta burada ortaya çıktı. Korner atışları haricinde top hep yerde kaldı. Bu noktada pas yerine şut tercih edenler veya orta isabetinin düşüklüğü, tecrübe eksikliğinin, gerilimin getirdiği aceleciliğin yarattığı sıkıntılardı. Artı 10'a çıkan averaj ile Letonya ile berabere kalan Norveç'in önüne geçtik, puanları eşitledik. Son maçlar öncesinde ipler yeniden elimizde. Karadağ'ı yendiğimizde play off kapısını açıyoruz. Yeniden diriliyoruz...

Yetersiz (2)

Takımın üstündeki yük fazlaydı. Trabzon yenilgisi üstüne, bir de Antwerp beraberliği geldi. Yine de taraftarın gözü ligdeydi. Oyuncuları yeniden motive etmek, arkalarında olduklarını göstermek ve iddiayı yenilemek istediler. "Planımızı uygulamak, iyi oynayıpkazanmak istiyoruz" dedi. Portekizli bunları söylüyor ama yine elindeki önemli oyuncuları (Mesut, Valencia, İrfan) kulübede bırakıyordu. Üç cezalı oyuncusu yokken, kilidi açacak anahtarları da köprüden geçerken nehre atmış gibiydi. Yine de coşku ile başladılar, baskıyı kurdular. Alanya oyuncuları yine yerden kalkmadı, her fırsatta oyunu yavaşlattı, sahaya giren doktor sayısı rekorları zorladı. Bülent Korkmaz'ın ekibi sadece rakibinin değil, tribünlerdeki taraftarın öfkesini de düşürdü. Oyun soğudukça, taraftar desteği de geriledi. 75'te Alanyaspor öne geçtiğinde, ilk şutunu çekmişti. Futbolun cilvesi... Bir dakika önce Serdar Dursun boş kaleye atamamıştı. Hiç hak etmediği bir tabela ile ikinci maçı oynamaya başladı Fenerbahçe. Sahadaki tüm "bilek güreşlerini" kazandıkları halde. Pereira, "10 kişi ile defans yapıyorlar" diyerek şikâyet ediyor ama bu kurguyu zora sokacak oyun-pas aklını sahada tutmuyor. Oyuna müdahalesi Gustavo'yu stopere alıp, Ferdi'yi sağ, Novak'ı sol bek yapmaktan ibaret. Kullandıkları kornerlerinde birinde bile Fenerbahçeli oyuncu topa değemedi. İkinci golü de Antwerp maçının kopyası gibi kornerden yediler. Sahadaki takımın kazanma isteği, rakibi zorlaması, kazanmak için akıttığı tere bir şey denilemez. Daha iyisini yapabilecekken, Pereira'nın inadına ve "yetersizliğine" de yenildiler.
Fenerbahçe taraftarı "karalar" bağlamasın. Bir-iki dokunuş ile "bambaşka" bir takımları olur. Yeter ki, "yetersiz" anlasın neyi yapamadığını.

Pereira çıkış yolu bulmalı

Fenerbahçe Süper Lig'de geçerli olan rakibe az pozisyon veren oyunu tercih ediyor. Bu nedenle Olympiakos maçı aslında Pereira için bir balans ayarı olacak. Portekizli teknik adam eğer 'ders almayı' biliyorsa kapanan rakipler karşısında farklı çareler üretmenin de peşine düşecektir. 3 günde bir maç serileri takımı yıpratıyor. Hâlâ fizik olarak iyi değiller. Dolasıyla Fenerbahçe'nin kazanması için oyunun dengede gitmesi önemli.

RAKİPLERİN BEKLEDİĞİ AN!
Öne geçtiği maçlarda Fenerbahçe'den puan almak çok zor olacak. Hatay'da bunun örneğini yaşadık. İyi savunma yaptılar, skoru korudular, daha da artırabilirlerdi. Kasımpaşa maçının hikâyesinde de bu dengeyi korumaları önemli. Coşkuyla baskı yapmak istiyorlar. Ancak rakipler de bu anı bekliyor. Çünkü arkaya koşmakta sıkıntı yaşıyorlar.

ROSSİ DEĞİL PELKAS OLMALI
Pereira çok sık rotasyon yaptığı için sahaya hangi oyuncularla çıkacağı konusunda bilinmezdeyiz. Ama bu maçın oyuncusu Rossi değil Pelkas olmalı. Takımın yeni düzeninde en çok katkı veren oyuncusu Gustavo. Kötü oynama hakkı da var. Taraftar sabırsızlıkta haklı ama genç ve hatalara açık bir kadro var. İniş-çıkışlar olacaktır.

COCU ÇOK PİŞMAN!
HOLLANDALI teknik adam Phillip Cocu, ülke basınına F.Bahçe'ye gitmiş olmaktan duyduğu pişmanlığı şu sözlerle anlattı: "Yanlış zamanda yanlış seçimdi. Kulüp, UEFA'nın vesayetindeydi, hiç oyuncu alamadı. Başkan da dolapta yeni cesetler bulmaya devam etti. Şimdi yaptırımları yok, F.Bahçe yeniden zirvede."

Kedi-fare!

Zaten zor olacak maç, sakatlar ile birlikte "mucize" sınıfına atladı. Beşiktaş'ın gruba beş gollü Sporting galibiyeti ile başlayan rakibine karşı bir şeyler yapabileceğine inanan sadece Sergen Yalçın'dı. Genç hoca maç öncesinde, "Hiçbir maç oynanmadan kazanılmaz" diyerek, direneceklerinin mesajını verdi. Yıldızlarını tedavide bırakan bir takım olarak, orijinal olarak sadece iki bek ve bir santrfor ile sahaya çıktılar. İlk düdükten itibaren de seyretmeye başladılar. Güçlerinin yetmemesi bir kenara, oyun bilgisi, alan paylaşımı veya rakibi rahatsız etme bölümlerinde de yetersiz kalıyorlardı. Beşiktaş ilk golü yediğinde, Ajax aslında skoru üç yapacak pozisyonları da elde etti.
Skor dengedeyken Batshuayi'nin direkten dönen şutu vardı. Gol olsa belki de ofsayt çizgisine takılacaktı. Ama bu diş gösterme Ajax'ı korkutmadığı gibi, sahadaki oyunculara da "yapabiliriz" duygusunu aşılayamadı. 2-0 biten ilk yarıda bir kedifare oyunu izledik.
Kenan Karaman'ın golü Fransız hakemin eyyamına takıldı. Maçın gidişatı değişir miydi, sanmıyorum. Ancak grup maçlarının ikili averaj detayı var. Neler olacağını bilmiyoruz. "Daha iyi ne yapılabilirdi?" sorusunun cevabı, bu maç ve kadro için yok. Tek tek baktığınızda Beşiktaş kadrosunun vadettiği böylesine çaresizlik değil aslında. Ama defansın merkezi yok. Orta sahanın merkezi yok. Kanatlar ilk oyuncuların değil. Yani; sahadaki takım Beşiktaş forması giyiyor sadece… Burada, çoğu arka adale sakatlığı olan eksiklerin nedeni doğru analiz edilmeli. Net bir idman yanlışı var çünkü. Bu maçın faturasında şanssızlık ötesinde bir madde daha olmalı.

Tıkır-tıkır!

İlk 11 açıklandığında 25 yaşın altında 7 oyuncu ile sahadaydı Fenerbahçe. Gustavo ile Valencia'nın yönetiminde koşan, mücadeleden sakınmayan, maçı yüzde yüz yaşayan genç bir kadro vardı sahada. 70'e kadar "tıkır- tıkır" işleyen sistemle oynadılar. Rakibe topu vermek, Pereira'nın en çok istediği şey. Dört maçtır kazanarak gelen Hatayspor'un galibiyet için risk alacağını tahmin etmiş gibiydi. Üçlü savunmanın "beşliye" dönmesi de belki bu yüzden. Rakip golü bulana kadar sadece uzaktan şutla tek tehlikesini yarattı. Buna karşın ilk duran top golünü de bu maçta buldu Fenerbahçe.
Maçın sayılarında Hatayspor kontrol eden taraf oldu. Ama skoru alan, teknik adamın istediğini yapan ve golleri kaçıran da Fenerbahçe'ydi. Tek farka düştükten sonra maçın gerilimi yükseldi elbette. Ama o dakikaya kadar fark çok daha yükselebilirdi.
Bir de kırılma anı var. Min-Jae Kim'in eline çarpan toptaki penaltı tartışması. VAR hakemleri "devam" dedi. Fenerbahçe'nin üç sezondur hakemlerle yaşadığı yorum tartışmalarına baktığınızda, yüzde bir bile ihtimal olsa pozisyonu penaltıya çevireceklerine eminim. Elin doğal konumda olduğu yorumuna da katılırım. Fenerbahçe'nin "çiçeği burnunda" oyuncularının hataları veya tereddütleri elbette olacak. Muhtemelen son 10 sezonun en düşük yaş ortalamasıydı bu takım. Sezon planlamasında "gelişen" model olarak yapılan tarif içinde kazanarak yollarına devam eden takım oldular. İsimler üzerinden tartışmalar olacaktır. Ancak üç günde bir maç oynanan dönem içinde, iyi oyun değil üç puan daha önemli. Bu farkındalık, kırılgan kararlara, 70'den sonra takımın düşen temposuna rağmen öz güveni artırır. Pereira, Hatay'da, "yenilmeyeceğim" takımı çıkardı sahaya ve oyuncularına bu direnci yaptırdı. Perşembe günü için bu maç mesaj doluydu.

Akıldan uzaklaşınca

Hediye gibi gelen bir goldü Osayi'nin attığı. Hiçbir taktik çalışması yapılmayan, hiçbir defansif önlemi planlanmayan bir andı. 7 rakip oyuncusunun, topa öteki dokunsun kararsızlığı sırasında, önündekinin yanından sıyrılıp, sağındakinin uzanamayacağı alana dalıp vurdu genç oyuncu. Tamamen içgüdüsel, kalpten gelen hareketlerdi. Sonrasında topu yöneten Fenerbahçe olsa da Sivasspor kendi maçını oynuyordu. Altay'ın şımarıklık ile beceriksizlik arasındaki inisiyatifi penaltı ile sonuçlanmadan önce, Gustavo'nun iki kritik kademesi, bir de Gradel'in auta gidin kafa vuruşu vardı. Bu sırada Fenerbahçe rakip kaleciyi yere yatırmadan, atak yapmaya çalışıyordu.
Üçlü düzenin, geçen senelerden gelen defansif sarsaklığı tetikleyeceğini çokça yazdım, söyledim. Transferdeki ilk hedefin ise skorer bir santrfor olması gerektiğinin üstünde durdum.
Yönetim ve Pereira uzun yoldan gitmeyi, genç oyuncularla gelişmeyi tercih etti. Bu tarzda düşündüğünüzde, Sivasspor maçlarındaki gibi puan kayıpları da sürpriz olmaktan çıkar. Beklenen sonuçlar haline gelir.
Pereira'yı sonuçla ilgili çok eleştiremem. Kalecisi yedi golü çünkü. Ama her maç en az iki kas sakatlığı olması teknik adamın eksikliğidir. Kuvvet antrenmanları ile ilgili yetersizliği gösterir. İkinci olarak tabela "berabere" iken Mesut'a kanca atılması... Takımın tek yıldızını skoru almamışken çıkartıp, oyunu da uzun topla hata aramaya çevirirsen, "şansa" kazanırsın.
Sonuç; bu kaos oyunu ve tempoyu bu fizik kalitesi ile sürdüremezler. Acil bir taktik akıla, B-C planlarına ve bunları yönetecek oyuncu kalitesine ihtiyaç var. Aksi durumda her maç bir kahraman çıksın, gol atsın diye beklenir.

Bazıları arafta kalmış!

Üç gün önceki soğuk duşun ardından, kendi kendimize krize soktuğumuz bir maç yaşıyorduk. Enes'in penaltı vuruşundan yararlanamaması, sadece onu değil, tüm takımın aklını maçtan aldı. Boşu boşuna bir 45 geçirdik. Norveç ve Hollanda galip oynarken, Cebelitarık'ın bir şutu direkten dönüyor. Şenol Güneş olun da, "Ben ne yaptım?" demeyin. Milli Takım'a çağrılmalarının bir nedeni olduğunu anlamaları gereken oyuncuların, saklambaç Milli Takımı'nda olduklarını sanmalarıyla birlikte ikinci 45'in düdüğü çaldı
Hakan Çalhanoğlu ve Halil Dervişoğlu geldi sahaya. Efecan sol bekteydi, Kenan Karaman sola yakın. Üç yeni oyuncu yanlarında solunum aygıtı da getirip, hayat öpücüğü çalışmalarına başladılar. Hakan Çalhanoğlu'nun asisti ve golü ile Cebelitarık oyuncuları 'yine olmadı' moduna geçti. Kalitenin, disiplini ve konsantrasyonu nasıl aştığını gösterdi bize Hakan. Halil'in perdeyi açan golü ve öncesindeki paslaşmalar da kalitenin farkıydı. İsimleri açıkladığında Şenol Güneş'e en büyük eleştiri Enes ile ilgili geldi. Herkes haklı çıktı, Şenol Hoca yanlış... Bir başka parantezi Yusuf Yazıcı için de açabiliriz. Ekstra yeteneğimiz, iyi ile yıldız oyuncu arasında, arafta kalmış gibi. Kendisini bir kademe yukarı taşıması gereken farklılığı hâlâ bekliyoruz. Böyle bir maçta bunu yapamayacaksa, "Uzun sarı saçlı, iyi sol ayaklı oyuncu" olarak anılır hayatı boyunca. Hollanda maçı öncesinde eleştirileri tonunda tutmak lazım. Ama "Bizim Çocuklar"ın da beklentiler ile yaptıkları arasındaki farkı da görmeleri gerekiyor. Bir hayal dünyasında, bol Euro'lu primler arasında, pamuklara başlarını yaslıyorlar. Bu ülkede onlardan daha iyi koşacaklar var. Şenol Hoca'nın da ondan daha iyi yönetecekler olduğunu bilmesi gerekiyor.