CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Dersimizi eksik yapıyoruz

Maç başladı ama stresliyiz. Cengiz Ünder 9. dakikada tabelayı 1-0'a getirince, 'Şimdi onlar düşünsün' moduna geçiyoruz ama kulağımız Norveç-Hollanda karşılaşmasında.
Şenol hoca, eksiklerine rağmen kazanacak on biri bulmuş. Hamle şansı var mı derseniz, hepsi sürpriz. İşler kötüye giderse 'değiştir" unvanlı oyuncumuz yok, aday adayları var. Ardından Cengiz, Yusuf Yazıcı'ya kaçırma şansı olmayan pozisyonu hazırladı ve arkamıza yaslandık. Dolmabahçe'de uzun zamandır görmediğimiz, maça asılan, oyuncuları destekleyen bir taraftar da var. Takım Dünya Kupası'nı kafaya koymuş, tribünler bunun altını çizmiş. Aslında takım tamamlanmış.
Oyun gelişiyor kendi içinde. Hakan Çalhanoğlu'nun kovalaması gereken oyuncuya, Merih hamle yapınca, araya sızıp farkı bire indirdi Karadağlılar.Yeniden stres yüklendik. Maç bizim elimizde ama sarsaklığımız meşhur. Her atak girişiminde 'Bizim Çocuklar' Burak'ı arıyorlar. Golcünün gol atması gereken bir durum ortaya çıktı. Sürekli zorluyor Kaptan. Hakan'ın atması gereken yerdeki frikiği bile kullandı. Bu tabloda üstün gözüküyoruz, pozisyon bulamıyoruz.
Şenol Güneş'ten hamle bekliyoruz artık. Bir şeylerin değişmesi lazım. Kenan ve Yusuf'un yerine hamleler geldi. Lig performansında Kerem Aktürkoğlu, 'bir şeyler yapar' diyeceğimiz beklentide. Ama tempo maçı böyle bitirmekten yana. Takım sinerjisi üç puana odaklandı. Önde baskı yapıp, Karadağ'ı duran toplarla çare aramaya yönlendirdik. Son anda sırtı dönük oyuncuya faulü yaptı Alpaslan. Nefis bir vuruş geldi ve elimizdeki iki puan yine gitti. Letonya maçındaki gibi. Öne geçtik, koruyamadık. İki kazanılması gereken karşılaşmayı da böyle yaşadık. Demek ki dersimizi eksik yapıyoruz; baştan, sona…

Baskılı-coşkulu

İlk yarı bittiğinde Fenerbahçe için belki skor yoktu ama sahada işler iyi gidiyordu. Antalyaspor topu ayağına aldığında baskıyı ciddi şekilde hissediyor, yüzünü daha dönemeden rakibe teslim oluyordu. Oyun kuramadılar ve maçı kendi ceza alanlarının önünde çabuk çıkmak için fırsat bekleyerek geçirdiler. Pereira, sakatlıklar- yorgunluklar analiziyle, Helsinki maçının genç kahramanı Muhammed'e hak ettiği ödülü, ilk on bire yazarak verdi. Mesut kenardaydı, Sosa sahada. İrfan- Mesut ikilisinin oyun aklına alışmış bir kadronun, bu eksiği enerji ile kapattığına da tanık olduk. Sağ kanada tedbir alarak topu sola yönlendiren rakibin istediği oldu aslında. Ama buradan Valencia, Samatta ve Fenri ile sızma girişimleri de oldu. Samuel kaçırdı, Muhammed de.
İki kenar kornerlerinin, altı pasın yakın bölgesine kullanılması vardı. Ersun Yanal tedbirini almış, burayı kalabalık tutarak, arkayı da Boffin'e bırakarak önlemini almıştı. Çabuk oynamak ile acele etmek arasındaki fark, Antalyaspor defansının dengesiz anlarından pozisyon çıkartamadı. Bir tanesi hariç... 27'de Tisserand'ın söktüğü topu, Gustavo'nun filelere gönderdiğini izledik. Maçın hakemi pozisyonu devam ettirdi, yardımcısı ise faul olduğunu iddia etti. Halil Umut Meler VAR'a gitmedi, tertemiz gol güme gitti. Son dakikaların affedilmeyen bölümünde önce Antalyaspor'un golün burnunun dibinden geçmesinden saniyeler sonra, genç Arda'nın karıştırdı ortalığı, Zajc'ın plasesiyle gecenin rengi sarı-lacivert'e döndü. Sonrasında Mesut, Valencia ile birlikte ikinci golü yaptı. 60'dan sonra sahaya giren dört oyuncunun da iki gole direkt katkıları olduğunun da altını çizelim. Fenerbahçe değerli bir galibiyet aldı. Bunu takım coşkusuyla, arzusuyla başardılar. Transferlerin beklendiği geçiş sürecindeler ve kazanıyorlar.

Denemeye devam...

Vitor Pereira kafasındaki 11'i bulup, onları beraberce oynamaya alıştırmak, istediklerinin ne kadarını yaptıklarını görmek, üçlü düzenin uyumu üstüne birbirlerini tanımalarını sağlamak yerine; herkese şans vermeye devam etti. Bakış açısında her futbolcuyu görmek var muhtemelen. İlk yarı takımlarının forma rekabetine girmiş oyunculardan ağırlıklı olması da bu yüzden. Sonuçta kararlar alındığında hiçbir futbolcunun itiraz etme şansı olmayacak. Bu durumun bir başka olumlu tarafı da oyuncu grubunun teknik adama saygısının sağlanması. Sıkıntı ligler başlayınca çıkacak. Yıllardır dörtlü oynayan, çift ön libero eşliğinde sahayı parselleyen bu grup, yeni bir sisteme geçerken bocalayacaktır. Bunu kısaltmanın en iyi yolu onları çok hazırlık maçıyla, birlikte oynatmaktan geçiyor. Dün gece temposu düşük ama öz güveni yüksek bir takım seyrettik. Baskı uyguladılar, topun kendilerinde kalmasını sağladılar. İlk yarıda dört sol ayaklı oyuncu ile oynamaları, atakların sol kanat ağırlıklı olmasının nedeniydi. Osayi oynadı mı oynamadı mı; anlamadık. Mesut hep doğru yerlere attı koşularını, pas zamanlamasından şikâyetçi olabilir. Genelde merkezden direkt paslarla defans kalabalığını açmayı denediler, bir kere başardılar. Etkili hücumların başlangıç noktaları hep öndeki baskı oldu. Yenilen iki golde de kişisel hatalar başlangıç noktasıydı. Pereira'nın, ondan öncekiler gibi çokça yaşayacağı pozisyonlar bunlar. Sinirlendi ama nafile. Dinamo Kiev maçında Fenerbahçe'nin lige ne kadar hazır olduğunu görmeyi umuyoruz. Yine iki 11 ile oynarlarsa, "fal bakmaya" devam ederiz. Yoksa bu tempo şampiyonluğa yetmez. Merkezi iyi kapatan her rakip, Zwolle gibi ilk hatanın pususuna yatar; dört kere ceza alanına girer, topu ağlardan alırsınız. Ve en ilginci; "çok formda, iyi geliyor" dediğimiz tek oyuncu yok. Bu beraberlik belki biraz burunları yere indirir.

Travmanın böylesi

Şenol Güneş turnuvaya katılan diğer takımlardan bir hafta önce ligi bitirtti. Düşünün; Lille üçlüsü bir hafta sonra geldiler Antalya'ya. Amaç; dün geceye hazır çıkmaktı. Böyle bir ciddiyetten ne anlarsanız anlayın, dün geceyi açıklamak çok mümkün değil. İlk yarı rakip kaleye "sıfır" kere yaklaşma başarısı (!) için mi? İtalyanlar'ın topu nasıl çevirip, baskı yapıp, atakları tehlikeli hale getirmelerini seyretmeleri için mi?
Mancini ile birlikte bir türlü yenilmiyor İtalyanlar. Nasıl olduğunu anlamak için bir ay süresi vardı Şenol Güneş'in de ekibinin de oyuncularımızın da... Anlamışlar ama muhtemelen tümünü yanlış anlamışlar. Baskıdan çıkmanın tek yolu pas kalitesi iken, Yusuf, Kenan gibi handikapları hesaplayamamışlar.
Cengiz hamlesi doğru. İrfan Can da öyle. Bire birde etkili oyuncusu ile ligin en iyi oyun kurucusunu oynatmadı. Tercihleri defansif de değil üstelik. Spinazzola ve İnsigne'yi kapatma üzerine kurguladık kendimizi. Mancini de Hakan'ı etkisiz hale getirip bizim atakların fişini çekti. Sadece direnmeye çalışan takımın kırılma noktası elbette ilk gol. Telaşın hüküm sürdüğü dakikalar bir türlü bitmedi, kendi kalemize attık. Merih topu aslında kalecisine aktarmak istiyor ama Uğurcan'ın aldığı pozisyon yanlış. İki yanlış; bir gol.
Açılış maçını tarif ederken sürekli "Yenilsek bile" diyen Şenol Hoca'nın zaten kaybettiğini, takımını da inandıramadığını da söyleyebiliriz. Maçı kaybetmemiz değil problem. Diğer iki maçı kazanırız, yine yolumuza devam ederiz. Ama bu 90 dakikayı takımın aklından silmek, çaresizliğin getirdiği paniğin izlerini silmek kolay olmayacak. İtalyanlar dün tüm takıma futbolcu olduklarını unutturdu adeta. Umarız Şenol Güneş'e teknik direktör olduğunu hatırlatırlar.

Doğru bir ekiple Benitez iş yapar

🔴 Ali Koç, Alman ya da Portekiz dedi ama İspanyol Benitez adı iyiden iyiye dillendi. Benitez uygun isim olur mu?
Göreve geldiğinde "Yetiştirip; satacağız. Borçlarımızı başka türlü ödeyemeyiz" dedi Ali Koç. Cocu seçimi bu yüzdendi. Az kalsın takım küme düşecekti. Plan önemli ama doğru dinamikleri kullanmak gerekiyor. Emre Belözoğlu'ndan vazgeçiyorsanız, üst düzey bir teknik adam getirmeniz gerekir. Çünkü Emre Hoca da Fenerbahçe'nin dinamiklerine çok hakimdi. Ali Koç, Rıdvan Dilmen'e "Benitez ile görüşmedim" demiş. Bunu okuyana kadar hep doğru olmasını istediğim bir dedikoduydu. Takıma inanan, astronomik transferler yapmayan, duruma göre taktiğini esneten bir hoca Benitez. Ekibini doğru oluşturursanız, size yeni bir takım yaratır, Fenerbahçe için yeni bir çağ başlatabilir.

G.SARAY SAKİN VE AKILLI OLMALI

🔴 Galatasaray'daki başkanlık yarışını ve yaşananları nasıl yorumlarsınız. Bu durum yeni sezonda takımı nasıl etkiler?
Seçimleri kimin kazanacağından çok, gelecek yönetimin teknik adam seçimi daha önemli olacak. Takımdan ayrılanlar nedeniyle en az altı tane ilk 11 oyuncusu almaları gerekiyor. Bunun için yüzde 20'lik küçülmeyi ve harcama limitlerini de görmeliler. Dolayısıyla "pahalı" kadrolarla çalışan Fatih Terim ile mi anlaşmak, yoksa kadro kalitesini yükselten bir ekip mi bulmak gerekecek, o zaman anlayacaklar. Kulüp mali olarak bu kadar çöküntüdeyken, 20 Temmuz'da başlayacak ön elemeler için bir haftaya kadar sezonu açmak gerekirken, sakin ve akıllı kalmak zorundalar. İşleri çok zor.

SERGEN YALÇIN HAKKINI İSTİYOR

🔴 F.Bahçe ve G.Saray gibi Beşiktaş'ta da hoca sorunu var. Sergen Yalçın henüz imza atmadı. Neden bu kadar uzadı sizce?
Duyumlarımız Sergen Yalçın'ın kendisi ve ekibi için 25 milyon TL (2.5 milyon Euro) istediği yönünde. 1.5 sezondur neredeyse 'bedavaya' çalıştılar. Şimdi iki kupanın hakkını istiyorlar ve haklılar. Sergen Hoca, başkan ile sorunları olmadığını açıkladı ama A Spor röportajında, "Yerimize hoca aradıklarını da biliyoruz" diyerek gönül koyduğunu da söyledi. Bu nedenle Beşiktaş'ı, Galatasaray ve Fenerbahçe'den ayırmak gerekiyor. Onlar kendi aralarında "iade-i itibar" görüşmeleri yapacaklar. Fatih Terim'in son açıklamaları ve başkan adaylarının yaklaşımına baktığımızda, yönetim hocayı değil de, Fatih Terim çalışacağı başkanı seçecek gibi. Bence Ali Koç yeni hoca ile anlaştı. Sadece yıpranmaması ve seçimde kongre üyelerinin karşısına güçlü çıkmak için bekliyor.

'YENİLSEK BİLE' DEMEK HOŞ DEĞİL

🔴 EURO 2020 için geri sayım başladı. İtalya karşısında ve turnuvada şansımızı nasıl görüyorsunuz?
İtalya'nın Çekya maçını izlediğimde gözüm korktu. İnsigne'nin yönettiği, baskıyı doğru yapan ve rakibin ensesinden ayrılmayıp, pas örgüsü kuran bir takım gördüm. Rakibin gücü de bunu önlemeye yetmedi, eklemek lazım. Hollanda ve Norveç de böyle oynamak istediler ama çok iyi cevap verdik. İyi bir kaleci performansı ve konsantrasyonu yüksek defansif yerleşmeye ihtiyacımız var. Daha önce yaptık, yine yaparız. Bu, oyuncularımıza güven verecektir. Şenol Güneş'in bu maçı konuşurken, sürekli 'yenilsek bile' demesi hoşuma gitmedi. Umarım rakibi etkilemek adına bir taktiktir. Futbolun gerçeğinde onlar favori ama bir takım yenilmeyi 'normal sonuç' görerek maça çıkmaz. Ben "Türk Duvarı"na ve orta saha kalitemize güveniyorum. İtalyanlar'ın ekstra oyuncuları var, bizim de var. Şenol Hoca'ya düşen bunu oyunculara anımsatmak.

Zirve “renk”lendi

Sabah Spor Servisi'ndeyiz... Önümüz ekran dolu. Bir maçtan diğerine gözümüz- kulağımız gidip, geliyor. 38. maçlar oynanırken, Süper Lig yeni bir hikâye yazmaya başladı. Ankaragücü attı, ardından Galatasaray. Derbide gerilim yüksek. Fenerbahçe ise rakip kaleye bile gidemiyor. Ardı ardına pozisyonlar buluyor Ankaragücü. İkinciyi atsa maçı koparacak, olmuyor.
Birden bire VAR çağırıyor Cüneyt Çakır'ı. Atiba darbeyi almış, hakemciklerimiz tuzağa düşmüş. Ghezzal skoru eşitliyor, Beşiktaş başladığı yerde. Atiba bu kez Cüneyt Çakır'ın gözü önünde sarılıyor Falcao'ya. Hemen bırakıyor kendini, yine penaltı ve 2-1 ile bitiyor devre.
Emre Belözoğlu Erzurum performansına kanıp, kulübede tuttuğu Gökhan Gönül'ü 35'te sahaya atıyor tekrar. Ozan eski yerine geçiyor, 8 dakika sonra da beraberlik golü atıyor. İki şut çektiği 45 dakikada bir gol buluyor Fenerbahçe. Durum iyi değil. İkinci 45'te top 70'e 30 Fenerbahçe'de. Maç tek kale, 18 kere deniyorlar golü, yedi dakikalık uzatmanın bitimine iki kala yıkabiliyorlar Ankaragücü duvarını. Bu arada Galatasaray, Arda ile skoru 3-1'e getirip, rakiple ikili averajı da eşitliyor.
Neler oluyor neler…
Yedi günde iki maç daha oynayacaklar. Hepsi diğerinin nefesini ensesinde duyuyor. Belki de sezonun en kötü oyunu ile soyunma odasına gitti Beşiktaş. Gerilimi kaldıramadılar, rakibin agresifliğinde kendi oyunlarını kuracak inisiyatif de üretemediler.
Emre Belözoğlu müthiş bir maç yönetti. Son 15 dakikaya her şeyi risk ederek girdi. Takımı bu reflekse cevap verdi. Valencia bir asist ve golle sahanın parlayanı oldu. İrfan ve Mesut yine orta sahayı yönetti, defans hattı yine rakibe golü ikram etti.
Fatih Hoca muhtemelen en konsantre maçındaydı. "Elbette alkışlayacak" derseniz, o da gereğini yaptırır oyuncularına. Sert viraj, sert maçlar. Beşiktaş bu travmadan çıkacak gibi değil. Şampiyonluk yarışı "renklendi"…

Kadıköy’den mesaj var

Baktılar ki "santrforlar" ile olmuyor, "oyunumuzu değiştirelim" demiş Emre Belözoğlu... Bazılarımızın "sıfır" forvet diyebileceğimiz bir düzenle başladılar. Görünürde Valencia en uçta ama uygulamada Pelkas da giriyor içeri, Ozan da Mert Hakan da...
Gözleri yoran, oyuncularından sorumluluk isteyen bir tercihti bu. Peşinden kısa pasların nakış işlediği, özellikle sağ kanatta yoğunlaşan atak girişimleriyle geçti ilk yarı. İki boş kale kaçırmasını da bu bölümde yaptılar. Serdar Aziz kendi kalesine attıklarından daha kolayını kaçırdı bir metre mesafeden. Soyunma odasına büyük güvenle ama golsüz gittiler. Gaziantep'in defans duvarında gedik arıyorlardı. Yerden oynamak istiyor ama yüksek topu tercih etmeye zorluyordu rakip. Orta saha kalitesine rağmen, baskıdan kazandıkları topla buldular golü. Sonrasında; doktor değişiyor ama hastalık devam ediyor. Serdar Aziz yine gereksiz faul yaptı, frikiği hediye etti. Daha ilginci barajın arkasında Pelkas yere yattı, kaleci Altay kaldırdı. Maxim zıplayan barajın altından vurdu, kaleci kurtardığı topu içeri aldı ve 1-1... Takımı yönetenler incelemiş, barajın nasıl kurulacağını belirlemiş, 20 yaşındaki çocuk (Altay) arkadaşına "kalk" diyor. Aslında az diyoruz; "Bu takımın sorunu teknik adam değil, futbolcu kalitesizliği" diye. Son 15'i yine "cehennemde" gibi yaşadı Fenerbahçe. Değişikliklere rağmen topu önde tutamadılar, peş peşe pozisyonlarda rakibinin golün eşiğinde oynamasını seyrettiler. Üç maçta yedi puan ile ilk fırtınayı atlattı Emre Belözoğlu. Her maçı ayrı havada, başka on birler ile oynadı. Oyun planlarında, rakip analizlerinde titizliğini de gördük. Ama bu takımın probleminin gol atmaktan ziyade, kolay gol yemek olduğunun da farkında. Takımını potada, zirve sıcaklığında tuttu bu galibiyetle ve Beşiktaş'a "peşindeyiz" mesajını gönderdi.

Serdar ipi çekti

Olayların gelişimi son senelerde bir tekrar dalgası. Golü önlemesi gereken stoperlerin, aslında rakibin asistçisi haline gelmesiyle, "kola zora çevirme becerisine" sahip Fenerbahçe. Ligde artık rahat maç olmadığının dersini alırken, problemi çözecek golü de buldular. "Bundan sonra yol açık" diye düşünülürken, kaleye şutu olmayan Gençlerbirliği beraberliği sağladı. Kendi kalene gol atarsın ama böylesine ilk defa tanık oluyorum. Sağında-solunda oyuncu yok, bıraksan top yine sende. Tisserand'ın hatalarını konuşurken, Serdar Aziz'in sakarlığı bu düzeyde affedilemez. Böylesine zorlanırken, üstelik merkezi kapatıp size "çile çektiren" bir rakip varken, bütün takım; yeni baştan maça konsantre olacaktı. Olamadılar.
Çünkü oyun temposunun düşmemesi için, pasın hızını yükseltmeleri gerekiyordu. Yapamadılar. Bire birlerde şahsi oynamaları vardı. Halbuki boş alana koşularla, topu istemeleri de gerekiyordu. Bir hafta önceki oyun gücüne güvendiler ama neden hep iç sahada kaybettiklerini iyi analiz etmemişlerdi. Her rakip, Kadıköy'e defans otobüsü ile geldi. Bu oyun profili onları hep zorladı, rakipler hep kontradan geldi.
Göztepe'de Caner, Antalya'da Tisserand, dün de Serdar Aziz... Rakibe bile fırsat vermiyor Fenerbahçe defansı, iplerini direkt kendileri çekiyor. Bu yenilgi kalan maçlara rağmen umutları tüketen bir darbe. Beşiktaş derbisi öncesinde ellerindeki iddiayı rakiplerine ikram ettiler. Kalan maçlar elbette kimse için kolay değil. Ama kazanmanız gerekenlerde berabere bile kalamıyorsanız, yarışın ilk aktörü de olamazsınız.

Yarım saat yetti

32. dakikada skoru 2-0'a getirdiğinde, geçen süre içinde bunun iki katı da kaçan fırsatı istatistiklerin arasına bırakmıştı Fenerbahçe. Önde yaptıkları baskıdan öylesine katkı aldılar ki, Konyaspor neredeyse orta sahayı geçemedi.
24 kez rakip ceza alanında topla buluşmuşlardı. Thiam'ın buradaki rakamı üç… Nedeni basit aslında; Erol Bulut aslında 'hiç' forvet ile oynuyor ama pozisyonlar 'üç' santrfora (Pelkas- Valencia-Thiam) dönüştürüyordu ön tarafı. Merkez ataklara yoğunlaşıp, topu yere indirip, defans kalabalığının arasından kaleyi görmeye çalıştılar. Samuel'in kanadını kullandılar atak kurgularında. Mert Hakan'ın enerjisi, Sosa'nın yönetimiyle kusursuz fırtınayı yarattılar.
Üç dakikada gelen iki golle topu rakibe bırakma sırası geldi. Sekizinci gündeki üçüncü maçın yıpranma payını da hesap ediyorlardı belki. Ön tarafın baskıdan vazgeçmesiyle birlikte Konya topu ayaklarda dolaştırmaya, Fenerbahçe'yi koşturmaya başladı. Önde top tutamadılar, bire birlerde de kaptırmaya başladılar. Gece-gündüz gibi farklılaştı oyun.
Önce Gustavo-İrfan Can hamlesi geldi, orta saha nefeslendi. Sonra sıra Ozan ile Ferdi'deydi. Ama takımın psikolojisinde, "kontrol bizde olsun" fikri oluşmadı. Sezona "kazanan düzen" olarak damga vuran, kendi sahanda, en az risk ile 'alan kapat' modeli dakikaları yemeye başladı.
Fırat Aydınus'un başını belaya sokmamak adına gözünün önündekilere düdük çalmaması üstündeki baskı kırılmasıydı. Yazık… Üç gün önce Mesut, dün de Pelkas sakatlanıp çıktılar. İki pozisyonda da rakip oyuncular kart görmeden devam ettiler. Fenerbahçe'nin rakibi eksik kalırsa, maç alamamaktan korkan bir grup oldu hakemler.
Erol Bulut, bir daha rakibe topu bu kadar teslim etmemek için gerekeni yapmalı. Kazanmak önemli ama F.Bahçe'nin ruhunda 'itiraz' olmalı.

Panik bitirir!

Kazanan takımla devam etti Erol Bulut. Pelkas'ın sırasını beklemesi, sahadakilerin "beylik haklarını" alması içindi. İyi de başladılar maça ama planı bozan "planlanamayan" kontraydı. Bir uzun pas ile Halil Akbunar boş kaleyi gördü. Aynı golü Konya maçında da yemişlerdi. Bu kez hataların üstesinden gelecek kaleci Altay performansı yoktu.
Dirençli savunma karşısında oyun alanını büyüttüler, olmadı. Özellikle sağ kanattan yüklendiler ama Sangare içeri giremedi, Valencia isabetsiz kaldı.
Bu arada üst üste kornerlerde de topa değen Fenerbahçeli olmadı. Göztepe'nin Atınç ile birlikte yükselen duvarını aşmaya çalışırken, elde ettikleri sadece birkaç karambol pozisyonu oldu. Topu ayağında tutan takım olsa da, daha önceki Kadıköy maçlarındaki "dejavu" sahnedeydi. Konyaspor da uzun ve yüksek oynattı, Malatya da. Merkez hücumlarında ise sürekli sırtı dönüktü Fenerbahçeli oyuncuların. Şut hamlelerine hep rakip ayağı değdi, tehlikeli frikiklerde ise Ünal Karaman'ın "akıllı barajı" devreye girdi. Atınç'ı ikinci adam yaparak, simetriyi kalecinin kapattığı köşeye yönlendirdiler.
Erol Bulut'un hamlelerinde taktik veya sistem değil, sadece aynı pozisyona; başka oyuncu yerleştirmek vardı. Çözüm üretmeyen pozisyonlar üzerinden, performans ile farklılaşmanın peşine düştü. Artık kaosa düşmüş bir maçta, uzun stoperlerini bile santrfora gönderebilirdi...
Beşiktaş'ın maçsız, G.Saray'ın üç puanla geçirdiği bir hafta, böyle bir durumda "risk" için biçilmiş kaftandı halbuki. Aynı zamanda takıma katılması beklenenlerin, formayı kimden alacakları için de sıkı bir test oldu. Şimdi hesaplar yeniden yapılacak. Beraberliğin iyi sonuç olduğu Trabzon deplasmanı için "kazanmak" zorundalar. Bu yaraları "beraberlik normal sonuç" denilen maçlardan üç puanla çıkmadan saramazlar. Fenerbahçe'nin şampiyonluk yolu, bu baskıyı doğru yönetirse açık kalır. Yoksa kendi paniklerinde boğulurlar.