CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Acımız dindi!

Hayal kırıklığımızı tamir eden bir sonuçla bitirdik Dünya Kupası'nı. "Kazanarak elendik" cümlesinin farklı seçeneklerini dinledik bizimkilerden. Sevinmedik mi, çoook… Acımız dindi ama ağrımız devam ediyor. Daha üçüncü dakikada golü yedik, Montella'nın "şanssızlık" yorumu aklımıza geldi. Devre bittiğinde iki isabetli şuttan iki gol çıkardık. Maç bittiğinde bir şanssız olduk, bir şanslı. 62 denemede olmayan, dört seferden çıkıyorsa, hocanın "Türküm" hissiyatı, cambaza bak kısmında devreye girmiş demek ki… Arda Güler, "Dramayı bırakalım. Eleştiriler haklı. Kötü oynadık ve elendik" özetini yaptı. Çok genç, hâlâ kalbinden, eğip-bükmeden konuşuyor. Topla oynamaktan da bahsedip, çalıların arasından kaybolabilirdi. Bir de Orkun… "Söylenecek çok şey var ama şimdi duygusal olarak yoğunuz, zamanı değil" yorumunu yaptı. Kaan, "Biz, kendimizi daha sert eleştiriyoruz zaten" dedi. Yaşananları kendi aralarında halledecekler gibi, sanki bize veya başkasına iş bırakmayacaklar.
Montella için FIFA da harekete geçebilir! Arda'nın resitali sonrasında, böyle bir oyuncuyu daha fazla seyretmekten dünyayı mahrum ettiği için uyarı kararı alsalar, şaşırmayız. "Büyük oyuncu" ne demek gördük. Hükmetti maça, zaten ödülünü de aldı. Sonuç, TFF de Montella için değerlendirmesini, bu keyiften etkilenmeden yapmalı. "Antrenör ben miyim ki istifa edeyim" diyen Hacıosmanoğlu, zaten mesajı vermiş oldu. Dokuz rotasyon yapmış, yenilgiyi göze alarak sahaya çıkmıştı Amerika. Biz de yaptık ama yüreklerini koydu çocuklar, ekstradan Arda da vardı.

Bıçak sırtı bir kongre olacak

Kadıköy'de 5 bin kongre üyesi sezon sonunda kendilerini kimin şampiyon yapacağını öğrenmek için tribünlere geldiler. Ama hangi tribünler; bölünmüş-ayrışmış… Maçlarda görmediğiniz agresiflikte ve istekte tezahürat da yaptılar. Camianın şikâyeti birleşmeden uzaklaşmakken, oradakiler ateşe odun atmanın peşine düştü.
Bir ara localar kısmında hareketlenme oldu, itiş kakış geldi, parmaklar sallandı. Aziz Yıldırım'a '8 yıldır neredeydin' tezahüratı yapılırken, Safi için de 'Bu kadar reklam kafi, güle güle Hakan Safi" şarkısıyla karşılaştı. Bir taraf transferler üstüne seçim propagandasını yaptı, başarının doğru yapılanmayla olacağının altını çizdi. Hakan Safi, yarım saate yakın konuşmasında hemen her konuya değindi. Amatör şubelerden, altyapıya planlarını anlattı, Suarez, Demiral ve Greenwood isimlerini tekrarladı. Maldini tribünde yanında oturdu. Özellikle finansal problemlerin, sorun olmayacağını, gerekli finansmanı sağlayacaklarını defalarca tekrarladı.
Aziz Yıldırım kısa konuştu. Fenerbahçeli kimliğini ön plana çıkardı. Zor günlerin birlikte aşılabileceğinden bahsetti. Ne transfer ne de tesislerle ilgili daha önce söylediklerini tekrarlamadı.
Benim gözüm bunlar olurken kale arkası tribününde oturanlardaydı. Çünkü o bölüm "Apolitik" ve sadece ortamı izlemeye gelenlerden oluşuyordu. Onların jestlerine dikkat ettim. Neleri alkışlayıp, gönüllerinden geçen başkan adayına ilgi gösterdiklerine baktım. Bu isim Hakan Safi değildi.
Bıçak sırtı bir kongre olacak. 22-25 bin arası bir katılım bekleniyor. Eğer sayı 25 bini geçerse 'Dip dalga' demektir. Bu da Hakan Safi'yi şanslı hale getirir.

İyiyiz, çok daha iyi olacağız

İyi, daha iyi… Belli ki Amerika kafilesi gözü karartmış. Montella'nın hem oyuncu hem de diziliş testleri cebimizde. Bunun yanına giren–çıkan oyuncu grubunun isteği ve ciddiyetini eklememiz lazım. İyi mesajlar verdiler, keyfimizi geri getirdiler, umutları da arttırdılar. Öncesi; saha dizilimi. Önde baskı tamam. Tempolu oyuncular bunun içine girdiler. Top rakipteyken sağ beki stopere (sol beke geçene kadar Mert, sonrasında Zeki), Oğuz Aydın'ı da bek pozisyonuna alarak defansı beşledi. Bir turnuva takımının, tek maçlı periyotlarda önce gol yememesi gerektiğinin farkındalar. Orkun, Can Uzun ve Deniz… Üç gole imza attılar, üç gurbetçi. Can'ın sol kanat ağırlıklı oynaması ve hücum organizasyonlarında sorumluluk alması dikkat çekici. Ama Kenan, Barış veya Yunus varken seçenek olmayı da akıllara koydu. Kadıköy tribünleri de mükemmeldi. Bir hazırlık maçına, böylesine ilgi göstermeleri, takıma verdikleri destek, genç oyuncularla birlikte heyecanı yaşamaları, yine Bizim Çocuklar'ın seyirciye yaptıkları balans ayarıydı. Arda Güler'in oyuna girmesi ile hayallerimizin daha da renklenmesi, Hakan Çalhanoğlu ve Kenan'ın katılımı, Oğuz Aydın'ın sağ koridorun komutanlığına soyunması, hep elimizdeki kozlar. İyiyiz, daha iyi olacağız. İşin güzeli, sahadakilerin de bunun farkında olması ve Dünya Kupası ile birlikte kendilerinin de bir seviye yukarıya çıkacaklarını bilmeleri.

F.Bahçe’ye paralı başkan arıyorlar

🔴 Fenerbahçe'de kongre çalışmaları tam gaz sürüyor. Mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sadece paranın ve gücün konuşulduğu bir süreçteyiz. İki taraf da yapacağı transferlerin altını çiziyor ama kimi alacağını söylemiyor. Çok paralarının olduğunu, bunu kulübe aktaracaklarını söylüyorlar ama "Geri almayacağız" demiyorlar. Fenerbahçe kongresinin yapısının değiştiğini, duyguların aklın önüne geçtiğini Sadettin Saran'ın seçildiği gün herkes gördü. Bu kongreye de yön verecek olan bu duygular. 45 bine yakın oy kullanma hakkı olan kişi var. "Kim kulübü daha iyi yönetir?" diye sormuyorlar, "Kim, hangi futbolcuyu alacak" bunun peşindeler. Mehmet Ali Aydınlar'ı adaylıktan vazgeçiren de bu bakış açışı oldu zaten. Gençliğimize, 'paralı başkan'ın arandığı dönemlere geri geldik.

HAKAN SAFİ KENDİNİ KANITLAMAK İSTİYOR

🔴 Adaylar transferde isim açıklarsa seçimde etkisi olur mu?
Özellikle Hakan Safi iddiasını ve gücünü kanıtlamak için buna ihtiyaç duyuyor. Kulüpteki geçmişi çok kısa, yönetimdeyken sadece Kerem Aktürkoğlu transferinde görünür hale geldi. Bu yüzden kongreye 'Yaparım' mesajını vermek durumunda. Aziz Yıldırım daha ayakları yere basan cümleler kurdu. Transfer yapacaklarından ama eldeki kadroyu da doğru değerlendirmek istediklerinden bahsetti. FFP'nin işlerini zorlaştırdığından, içeriye para sokmanın formüllerini aradıklarından bahsetti. Peki, bu tespitler kongrenin büyük bölümünün, hatta taraftarın umurunda mı? Kulübün batması onların sorunu değil, sahada kazanacak takım, kazandıracak oyuncu istiyorlar. Aklını-mantığını kaybetti Fenerbahçeliler.

ŞAMPİYONLUK HEDEFSE, ARTIK MACERA OLMAZ!..

🔴 Aziz Yıldırım'ın teknik direktör adayı Aykut Kocaman mı?
Konuşmalarından anladığımız o. Aykut Kocaman'ı güçlü bir alternatif olarak sunup, kararı seçim sonrası vereceğini söyledi. Hepimiz bunun gerçekleşeceğini biliyoruz. Şahsen, Aykut hocanın en doğru seçim olacağını söyleyebilirim. Gözden kaçan nokta, "Fenerbahçe'nin çocuğu devri bitti. Mourinho'yu getiriyorum" diyen Aziz Yıldırım'ın, şimdi "Zaman yok. Çözümü en kısa yoldan bulacak olan, ülkeyi ve kulübü tanıyan bir hocadır" demesidir. Aziz Başkan, 20 yıllık başkanlığında öğrenemediğini, iki yılda fark etti. Şampiyonluk hedefse, macera olmaz.

KEŞKE 2 ADAY BİR İSİM ÜZERİNDE BİRLEŞEBİLSE

🔴 Hakan Safi'nin açıklamalarına ve projelerine bakarsak teknik direktör adayı sizce kim?
Başlarda söylemedi ama sonrasında "Yerli ya da bizden biri gibi yabancı" diyerek bir profil ortaya çıkardı. Safi'nin, İsmail Kartal'ı da düşündüğü duyuyoruz. Jesus veya Montella belirttiği profildeki diğer isimler. Safi'nin akıl hocalarının Aykut Kocaman'dan uzak durmasını öğütlediklerini, taraftarın beğendiği bir hoca olmadığını belirttikleri de gelen bilgiler arasında. Keşke aynı Mourinho'da olduğu gibi, iki başkan adayı Aykut Kocaman isminde birleşseler, kongre sonrası hocayı güçlü bir şekilde göreve başlatsalar, bölünmenin önüne geçseler.

Akıl ve akillik

Fenerbahçe kurmaylarının maç öncesinde "Hedef ikincilik, Şampiyonlar ligi elemeleri" diyorlardı. İlk yarı bitip, soyunma odasına gelip, Seyrantepe'den gelen "Antalya galip" haberini aldıklarında ise fikirler "acaba" ya döndü. Temiz ve net bir oyun oynadılar. Lig'de "eleğini asmış" Konyaspor'un da maçtaki hevesi – arzusu düşüktü. Beşiktaş galibiyeti, final bekleyişi, Fred'in erken gelen golü ile de birleşince tek taraflı oynanmaya başladı. İkinci yarıda "kazanalım" refleksi, Konyaspor'a davet çıkardı. 15 dakikalık baskının bir korner golü ile kırılmasıyla, teknik adamların oyuncu koruma modu açıldı, değişiklikler başladı.
Zeki Murat Göle, "Ligi bilen Türk antrenör" farkını ortaya koydu bir daha. Üçlü orta sahası ile rakibe de hükmetti, oyuna da. Kaç maç sonra bilmiyorum ama yine duran toptan gol attılar. Arka direk tutkusundan vazgeçip, zayıf noktayı seçtiler belki de. Skriniar yok, Asensio yok, ikinci yarıda Çağlar da yok. Santrfor zaten yok. Ceza alanı içinde ve çevresinde pas – şut arasında verilen son kararlardaki yanlışlar olmasa, üç gol atılan maçta, fazlası için kalem oynatmayacaktık. Şampiyonluğun son maça kalmasının mucize olmaktan çıktığı dakikalar yaşanıyordu aynı zamanda Seyrantepe'de. "Öyle şey olmaz" diyen Galatasaraylı arkadaşların tırnaklarını yediği anlarda galibiyet golleri geldi, hepsi rahatladı. Bunu şunun için yazdım; bir santrafor alınsaydı, Tedesco değişikliği zamanında yapılsaydı, bugün başka kelimeler kullanıyor olabilirdik. Kongreler, seçimler, acemiliklerle Fenerbahçe yönetilmedi, savruldu, "yapı"ya çok iş bırakmadan ikinci bitirdiler ligi. Umarım kongre ile birlikte akıl ve akillik geri döner.

Yalnızlığın resmi!

10 gün içinde lige ve kupaya havlu atan takımı seyretmeye kimse gelmedi. 18 yaşındakiler için koltuk açıldı, yine gelmediler. Kadıköy'ün travması ve takıma – yönetime gönül koyması, maçın "yalnızlığı" oldu.


Zeki Murat Göle, asiste ettiği ünlü teknik adamlardan daha akıllı olduğunu da bir kez daha ortaya koydu. Taşları doğru yerleştirdiğinde, takımın "terk edilmişlerini" ekstra performansla oynatmayı başardı. Çağlar, İsmail, Fred, Musaba ve Levent, fırsat maçında sorumluluğu fazlasıyla aldılar üstlerine. Yine de beklenti Nuri Şahin'in saha organizasyonunun Fenerbahçe'nin dağınıklığını faydaya çevireceği yönündeydi. Üçlü orta saha, Kerem ve Musaba'nın tempolu baskısını arkasına alınca, rakibe yakın – temaslı oynayıp kontrolü ele geçirdi. Belki de sezon başından beri en organize, istekli ve pas örgüsünde atak gücünü sahip oldular. İlk golün Oosterwolde'nin adeta defansı delmesiyle gelmesi de, tüm grubun inancını gösteriyor. "Biz buyuz" demenin bir yoluydu ama, kupalar gittikten sonra. Bu maçı ölçü kabul edebilir miyiz?


Başakşehir'in dördüncülük iddiası, oyun gücü, maçtan puan almak zorunda olması, tartıyı adaletli hale getirir. Oyuncu grubu'nu duygudan uzaklaştırıp, sayıların peşine attığınızda hikayende mutlu son da olmuyor. Kadro iyi bir takım olduğunu gösterdi. Eksiklerine rağmen yapabileceklerinin sinyalini verdi. Doğru yönetilmediklerini, taktikle donatılmadıklarını veya görevlendirilmediklerini de ispat ettiler.

Mutsuz son

Talisca penaltıyı kaçırdığında 13. dakikaydı. Zor maçta, galibiyet dışındaki sonuçların kabul edilmediği bir durumda, geriye düşmekten bile daha büyük darbe olduğunu geçen dakikalarda anladık. Fenerbahçe takım olarak inancını kaybetti, ardından güvenini ve maçı… Büyük Takım refleksleri bir anda Galatasaray takımına geçti. Daha maç başlamadan Okan Buruk, "Rakip de provokasyon yapabilecekler var" diyerek, taktik dışındaki kurgusunun da mesajını verdi. Hafta boyunca Yasin Kol'a algı yaptılar, maç içindeki sert itirazlar ile de yönetimini ele geçirdiler. Bakmayın "penaltı" çağırtkanlıklarına, "her pozisyon yere atla" taktiği ile oynadılar.

Okan Hoca'nın saha içindeki formülü belliydi, Gaundouzi'ye bire bir baskı uygulayıp tüm ofansif organizasyonu bozdu. Asensio'suz Fenerbahçe 23 yaşındaki sağ açık, 18 yaşındaki santraforun ayağına bakmaya başladı. Kerem zaten evlere şenlik. Derbi kralı Tedesco için, bu maçların duygusunun analiz rakamlarının önünde olduğunu anlamasını boşuna bekledik. Asensio'nun sırtına bindiği maçlarmış bunlar. İlk golü taç atışından, ikincisi penaltı, üçüncü kornerden gelen topta kaleci hediyesi… Fenerbahçe'nin var mı böyle bir pozisyonu ? Şampiyonluğu bıraktılar, cezalılar ile ikinciliği de tehlikeye soktular. En ağır yatırımın yapıldığı iki oyuncu (Talisca – Ederson) şampiyonluğu verdi. İşin ilginci bir haftadaki üç maçla, iki kupa hedefi de bitti. Film yine "mutsuz son" ile seyircisini yolluyor.

Her şeyiyle kötü!

Tek maçlık serilerin klasik stratejisini seyrettik. Konyaspor kendi sahasında olmasına rağmen maçı penaltılara kadar dengede tutmaya niyetli, hiç risk almadan, pozisyon futbolu oynamayı tercih etti. 90 dakika bittiğinde gol pozisyonu yoktu. Fenerbahçe'nin fırsatı var, kaleyi tutan şutu yok. Fenerbahçe'de planlar için söylenecek söz yok; çünkü plan yok. Tedesco oyunu futbolcuların inisiyatiflerine bırakmış. Birisi bir şey yapar taktiğini vermiş, ağır ve bilinçsiz oyunun seyircisi olmuştu. Kante-Guendouzi ikilisi oyuna hükmetti, kararları verdi. İkisi olmasa kaleye bile gidemezlerdi, akıl edemezlerdi. Fransızlar "ne yapalım" diye başlarını kaldırdıklarında öylece duran takım arkadaşlarını gördüler. İsmail Yüksek'i savunduk hep beraber.

Milli Takım'ın en iyisi nasıl oynamaz diye yorumlar da yaptık. Kendisi özel olarak hocasını haklı çıkardı. Ne koştu ne de koşturdu. "Kral" moduna almış kendisini, "ekstra" olduğunu zanneder gibiydi. Kerem, Rize maçında da, dün de "ölü topları", daha da "öldürme" göreviyle oynadı. Böyle bir oyuncu maçı tek olumlu hareket yapamadan bitiriyor. Rize maçının "travması" vardır elbette üstlerinde. Bu havayı değiştirecek olanlar ne yaptı, hangi odalarda sohbetler oldu merak ediyorum. Maç biterken VAR'ın tuzağına düşürdüğü genç bir hakem kararı, sonucu belirledi. Semedo rakibini tutuyor, VAR'daki arkadaş "çekti" diyor. İlhan Palut tuzağı kurdu, oyuncuları uyguladı. MHK'nin emir erleri gereğini yaptı. Sahada da saha dışında da savruluyor koca takım.

Şanssızlık değil!

Takımı şampiyon yapması için alınanların, dün gece veya sezon boyunca yaptıkları hataların bedelini ödüyor Fenerbahçe. Üstelik kendi sahasında öne geçtiği maçlarda kaybettiği puanlarla, son saniyelerdeki acemiliklerle veya kritik anlardaki hatalarla, eline aldığı sezon finalini yine "ikram listesi"ne soktular.
Rizespor sezondaki en fazla sarı kartı gördüğü maçı oynadı. Üstüne kırmızı ile de eksik kaldı. 65'e geldiklerinde nefesleri ve güçleri de kalmadı. Bu mücadeleyi aşmak, sakin kalmak, her şeyin ötesinde Galatasaray finaline cezalı olmadan gitmek zorundaydı Fenerbahçe takımı. İlk yarıda öne oynadılar ama duran toplarda da final paslarında da yeteneksiz kaldılar. Rizespor ikinci yarı başında öne geçtiğinde yeni bir plan ve akıl lazımdı. Tedesco, İsmail ile orta sahada kalabalıklaştı, Musaba ile de bire biri istedi. İki hamle de sonuç verdi; top Fenerbahçe'de kaldı, Musaba ikinci golün asistini yaptı. Talisca'nın sert markajda kaybolması, sürprizlere kapalı olduğu anlamına gelmiyor. Kazanılan penaltıda da o vardı, geceyi bayram yerine çeviren golün hazırlanışında da. Eksik rakip, uzatmaların son saniyeleri, coşkulu tribünlerle, planlar bir hafta sonrası için yapılırken, Fenerbahçe'nin klasik defans sarsaklığı devreye girdi. Geriye çekildiler, gereksiz faulü yaptılar, çok rahat alması gereken topta Ederson kendi oyuncusuna çarptı, Çağlar da alnına gelen topu kendi kalesine attı. Korku hikâyesi gibi…
Elbette başını öne eğmeden bekleyeceksin. Fenerbahçe'nin rahat şampiyon olduğu sezon yok zaten. Bir an önce toparlanıp, derbiye odaklanmaları gerekiyor. Eğer dün VAR devreye girip, Fenerbahçe için "penaltı" çağrısı yapmışsa, bütün takımlar hakemden medet ummadan, hak etmek zorunda.