Nihayet 3 puan
Elinde yol tarifi varsa hayatta gideceğin yeri, futbolda da rakip kaleyi kolay bulursun. Lille'in tarifi şuydu: Galatasaray gibi bu kupada iki mağlubiyet alırken kalesinde 6 gol görmüş, topu rakibe bırakmış, bir tercih değil mecburiyet olan ön alan baskısından rahatsız olan, rakibin kafa şutlarında da yumuşak karnı olan bir takım... Başında da büyük usta Ancelotti'nin oğlu Davide… Galatasaray erken golle öne geçtiğinde oyunu soğutmayı başaramadı. Lille'in beraberlik golünü bulup öne geçtiği ilk yarıda problem, merkezdeki Torreira- Batrakov-Sara üçlüsünün top tutamamaları ve merkezden hücum etmekten imtina etmesiydi. Oyun Ancelotti'nin istediği gibi gidiyordu; defansın arkasına attığı toplarla geçiş hücumlarıyla Galatasaray'ı avlamak... 2.5 Şampiyonlar Ligi maçında kalende ortalama 3 gol görüyorsan aşman gereken tepe değil dağdır. Galatasaray ikinci yarıda bunu Batrakov'un devrenin bitiminde gelen golün moraliyle yaptı ve kalitesini ortaya koydu. Rus oyuncu ikinci yarıda bütün bağlantılarda vardı. Üçüncü golde G.Birliği maçında yaşananın bir benzeri yaşandı. İlk yarıda takım arkadaşlarını bol bol fırçalayan Osimhen'in golüyle iki farkı bulan Galatasaray, ikinci devre boyunca Şampiyonlar Ligi'nde oynanması gereken oyunu sergiledi. Çok önemli pozisyon vermeden, oyunun momentumunu kaybetmeden kazanılan 3 puan.. Şampiyonlar Ligi'nde 3 puan alabilmek için 4 gol atmasının gerekmediği bir takım, savunmasını oturttuğunda elbette ilk 24 içinde olur. Bunu elbette Okan Buruk da biliyor.