CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Hayat öpücüğü

Fenerbahçe'de kazanmayı aklına getirmeyen tek birim teknik heyet ve oyunculardı.

Kareografi muhteşemdi. Böyle bir atmosferde beklenen, takımın kora kor baskıyla başlayıp, rakiplerine deplasmanı hissettirmesiydi.
Tedesco'nun maç öncesindeki sakin kalmalıyız sözlerini fazlaca ciddiye alıp, Galatasaray'ın ön alan baskısına boyun eğmeye başladılar. Dakikalar ilerledikçe tersine çeviremediler ve maçın kararını vermekten kaçtılar.

Derbilerin büyük oyuncuların sahnesi olduğunu biliriz. Sane'yi çıkardı. Bu maçta Galatasaray… Sakatlıktan yeni çıkan Osimhen'in mücadelesini de eklediler. Gözler Fenerbahçe takımına çevrildiğinde, en çok beklentide olanların sahanın en yetersizi olmaları da enteresan.
Semedo atakları başlamadan bitirdi. Asensio baskı altında yüzünü dönemedi, pas bağlantısı içine girmedi. En-Nesyri ve Kerem etkisiz eleman bölümünde kaldılar. Okan Buruk'un maç hesapları yüzde yüz tutmuş durumda, sadece yapılacak tek hatanın peşine düşmüşlerdi.
Düşünün; ilk isabetli şutlarını 89.

Dakikada çekti Fenerbahçe takımı. İkincisi doksan artı 5'te geldi, beraberlik golüyle. Kendi atmosferinde en önemli rakibine bu kadar rahat maç oynattırmanın hikayesinde elde kalan tek şey, puan farkının orunması oldu. İkinci yarıda Okan Buruk'un skoru koruma stratejisini bozan, değişiklikle oyuna giren iki oyuncuydu; Levent ortayı yaptı, Jhon Duran golü attı. Kadıköy'ün gecesi matemden, bayrama döndü. Yenilmezlik devam etti, ezeli rakibe fırsat verilmedi, rüzgarın yönü değişmedi.
Bu sonuç Tedesco ve kendilerine "büyük oyuncuyum" diyenler için çok önemli bir test.

Mücadele süper

Maçın mana ve önemi sakin olmayı birinci sıraya koydu. Beşli savunan, iki santraforla fırsat bekleyen ve bunu defalarca kanıtlamış bir takım vardı karşılarında. Hem onları kaleden uzak tutmak gerekiyordu, hem de "üç puan ilacına" kavuşmak. Merkezdeki eksikler (Bartuğ da listede yoktu) Asensio'yu kaleden uzaklaştırmaya mecbur etti Tedesco'yu. Talisca oyunu kurma görevine, atakları da bitirme görevini ekledi. Oyun aklının karışması beklenendi. Fenerbahçe'nin buna karşılık her iki kanat için de setleri vardı. Kerem – Talisca ve Brown soldan, Oğuz – Semedo ve Asensio sağdan kısa pas üçgenleri ile defansın arkasına sarkmak istediler. Başardıkları anlar da oldu ama devre bittiğinde Macarlar'ın direkten dönen iki şutu vardı.

Oyun planına ve taktik disipline rağmen bireysel hatalar ve top kayıplarıyla rakibi davet ettiler kalelerine. Skriniar ve Ederson'a rağmen ikinci sınıf takıma yakışacak kornerden kafa golünü yediler. Daha uygununda Nesryi avuta attı. Yoklardan çözüm bulmak... Yiğit Efe güzel gecesini tamamlayamadı. Mert oyuna girdi ama üç oyuncunun mevkisi değişti. Alvarez stoper oldu, Semedo ön libero. Bir hazırlık maçında olması gereken, riskli deneme... Oğuz'un sola yaklaşması, Nene'nin direkt oynama isteği, rakip ceza alanındaki kaosun arkasından Talisca'nın fırsatı değerlendirmesi... İki takımın oyun dengesinde beraberlik normal sonuç gibi gözükse de, 10 kişi kaldıktan sonra bile kazanmanın peşine düştüler. Duran tuzağa düştü ama tüm takım peşinden geldi, intikamını kovaladı, Macarları kendi ceza alanlarında bıraktılar. Gerilimi yüksek tutup, neleri yapamayacaklarını gösterdiler. Kazanmak önemliydi, kazanmak kadar kafa tutmak da... Pazartesi öncesinde güven tazelediler.

Kabustan uyanışa

On beş dakikada "iki'de iki" yapınca Rizespor, eski "kabuslarıyla" yeniden buluştu Fenerbahçe. Kritik maçların şok kayıpları envanterde vardı çünkü. Derbi öncesinde, Kadıköy'de "liderlik" hazırlıkları yapılırken, Tedesco'nun seçimleri de tartışılır haldeydi, başta Levent ile Mert Müldür olmak üzere futbolcuların performansları da. Duran'ı sırtı dönük santrafor modunda, çok verimli olarak kullanmaya başladılar. Nene artık sağ çizgi oyuncusu değil, merkezde tamamlayıcı ikinci santrafor rolündeydi. Semedo'nun yokluğundan mı bilemeyiz, sağ kanat aksiyonlarından vazgeçmiş halde oynadılar neredeyse tüm maçı. Fenerbahçe'nin takım olarak skora itiraz etmesi, Duran'ın kaçırdığı müthiş pozisyonla başladı. 24. Dakikaydı ve "yenebiliriz" duygusuna yeniden kavuştular. Skriniar, duvarı ören Rizespor direnişine sürpriz ataklar yaparak "bir fazla hücumcu" haline dönüştürdü kendini. Böylesine riskli oyunda Fenerbahçe orta sahasını toparlayan İsmail Yüksek oldu.

Fred oyun kurgusunda "etkisiz eleman" olsa da, biri gole giden iki şutun da sahibiydi. Tedesco, risk taşıyan hamleler için Talisca ve Brown'u kenara gönderdiğinde fark bire indi. Sonrasında Nene Talisca'ya golü hediye etti. Ardından Laci'nin ikinci sarısı. 10 kişi kaldı Rizespor. İki dakika sonra Asensio'nun şutu yerden sekerek gitti ağlara. "Kabus" derken, karşımıza çıkan "uyanış" oldu. Bu ortamda, size göre iyi hazırlanmış, pas kurgularını oluşturmuş, alanı genişleterek saldıran bir takım karşısında, beş golle son noktayı koydular. Bu "büyük takım" refleksidir. Asensio, Skriniar gibi "büyük oyuncuların" takıma getirdiği eski karakterdir.

Biz attık, biz yedik

Başından sonuna inişli-çıkışlı duygularla seyredilen bir maç oldu. İspanyollara bu kadar teslim olan, oyunu da topu da bırakan "çaresiz" bir milli takıma bakarken, beraberlik golü ile birlikte "Bizim Çocuklar" sahnesi çıktı ortaya.
Montella'nın son maça göre sekiz rotasyonu vardı. Sarı kartı olanları korumaya alıp, play-off'lara "temiz" çıkmak istedi. Mantıklı bir bakış açısı aslında. Dünya Kupası'nın raconu iki maçta kesilecek ve "birinci çocuklarımızı" riske atmamalıydık. Montella, Konya'daki hezimetten ders almış, dirençli takıma dönmüştü. Ama yine maçın kahramanlarından biri kalecimiz. İlginç bir durum. Yediğimiz golleri onlar mı attı, biz mi yedik; sonuna kadar tartışırız. İki golün soldan gelmesi, İrfan Can- Zeki ikilisinin "şeffaf" moda geçmesi de cabası. İki golde de Samet'in ıskaları var. İkinci golde Çağlar'ın rakibe iki asisti. Barış Alper'in hücum gücünü tek başına taşıdığını, sahaya koyduğu karakteri belirtelim. Ferdi üstünden sol kanadı defansif- ofansif iyi kullandık. Geriden gelmek, öne geçmek, takımın parçası olduğunu göstermek, arkadaşının yardımına koşmak ve sonucu kabul etmemek… Çocukların yeteneklerini, yeterliliklerini tartışabiliriz. Ama ellerinden geleni yaptılar, böyle bir deplasmanda direndiler, uzatma dakikalarını eksik oynadılar. Beklediğimizden daha keyifli bir gece oldu. Yolumuz açık…

Tartıya çıkacaklar

Son viraja girerken, bizi Dünya Kupası için play-off'lara taşıyacak skor öncelikliydi. Ama Bursa'da öylesine güzel ve coşkulu tribünler vardı ki Bizim Çocuklar, gelenleri evlerine keyifli göndermenin peşine düştüler. Montella'nın on birinde sürprizler yoktu. Bir gün önce İspanya maçını düşünerek farklı tercihler yapabileceğini söylemişti. Fakat İtalyan bakış açısı 'eldeki kuşun' peşindedir. Öncelik grubu ikinci bitirmekti, çok da haksız değildi.
Baskılı ve hızlı paslarla örmeye çalıştığımız atak planına sahiptik. Bulgarlar da bunun farkında olarak kalabalık kaldılar geride. Hakan ve Arda'nın başına nöbetçiler diktiler. Sağ kanattaki duvarı Oğuz'la deldik, sol tarafı Kenan ve Ferdi ile. Kanat toplarını getirsek de ceza alanında bizimkiler yoktu. Top rakibe geçtiğinde geriye koşma problemi yaşamayan bir takımız. Çocuklar hemen alanlarını kapatmaya çalışıyor ve yardımlaşıyor. Bulgarlar, şutlarla zorladıkları son umut çabalarında Uğurcan'a takıldılar. Son maç bir şeyi değiştirmeyecek. Ama Montella ve Bizim Çocuklar artık ilk 10'un içindeki rakiplere karşı, "Buradayız" demek zorunda. İspanya maçında kendi tartılarına çıkacaklar. Bu kadroya ikinci sınıf olmak yakışmaz. Bu jenerasyonun kendi tartısını yapması için iyi bir taktik yönetime ihtiyacı var. Montella değiştirmeyi ve koruduğu kadrosu ile farklı olmayı başarmalı. Bu çocuklar da bunu hak ediyor, biz de...

Kadıköy ruhu!

Kocaeli'den gelen haber sonrasında Kadıköy coşkusunu katlayarak maça asıldı. Müthiş atmosferde Fenerbahçe, perşembenin yorgunluğunu bir kenara atıp, "kazanılması gereken maç" formatını yeniledi. Sabırsız akşamın kurbanları, goller geldikçe kahramanlara dönüştü. Kayserispor duvarını doğru ördü ve kalabalık kaldı kendi bölgesinde. Üstünlük Fenerbahçe'de ama pozisyonlar gelmiyordu. Ta ki, ustalar devreye girene kadar. "Ne işi var" denilen Talisca, duran topta aklını devre soktu, Asensio golü attı. İki dakika sonra gelen ikinci tam bir ustalar şöleniydi. Ederson çabuk oyuna soktu, Asensio, Semedo'yu devreye soktu, Fred ise Nene'ye boş kaleye vurdurdu.
Rahatladılar ve kendi oyunlarına geri döndüler. Kerem sazı eline aldı, bir attı, bir de attırdı. Kayserispor'un hataları doğru değerlendirdiği iki pozisyonda da defansın "sarsaklık oranı" ile ilgili Tedesco'ya bilgi akışı oldu. Kerem' Aktürkoğlu'na bir paragraf daha açalım. Gole çok ihtiyacı olduğu, taraftarla kucaklaşma ihtiyacında olmasına rağmen Nene'yi tercih etmesi, olgunlaştığını gösteriyor. Bir de Fred var elbette. Sadece defansif değil, bağlantı oyuncusu olarak da katkısı tartışılmaz. Kazanarak gitmeleri kadar, yolu tamamlayacak gücü göstermeleri daha önemliydi Fenerbahçe açısından. Oyun grubunun birbirine kenetlendiğini, Skriniar'ın defansif liderliğinde büyüdüğünü de görüyoruz. Milli maç arasına moral ile girmeleri, Tedesco için de "onarım" sürecine devam etme şansı da getirecek.

Yaşanmamış dakikalar

Maçı kendi yarı sahasında kontrol ederek, Gaziantep deplasmanındaki oyunun türevinin peşine düştü Fenerbahçe.
Yapamadılar elbette. Bir çok neden sayılabilir bunun için ama, bu kadar çok basit top kaybını yapan, her baskıda rakibine boyun eğen oyuncu yapısı birinci sırada gelir.

Tedesco'nun forvet arkasında daimi üçlüsünü değiştirmesi, kulübedekilere bu şansı vermesi normal karşılanabilir. Oyuncu grubunu sıcak tutması, çok yüklendiklerini de bir türlü dinlendirmesi gerekiyor. Ama Symanski, Oğuz ve Talisca, yanlarına En Nesryi'de alarak, "Kim daha kötü oynayacak" yarışmasının içindeydiler.

İlk yarıyı sarı kartla bitiren iki merkez; Alvares ve İsmail'i de bir kenara yazmak lazım. İsmail'i seyretmeye gelenler varmış. Dünden sonra bilet rezervasyonlarını değiştirmişlerdir.
Kendine güven başka bir şey, topu ayağına aldığında saçmalama peşine düşmek başka… Hamleler 60'da geldi. Duran enerjisi, Asensio'nun aklı ile birlikte içinde Talisca'nın da yer aldığı pas üçgenleri oluştu. Sola geçen Symanski etkili ortalar yaptı, takım hücum bölgesine kalabalık gelmeye başladı. Bu baskı pozisyonları peşine taksa da, Plzen'in, ikinci bölgede kaptığı her topla hızlı ve etkili ataklarını da izledik. Mutlak bir golü Skriniar'ın müdahalesi önledi, bir topları da direkten döndü.

Fred girene kadar ne top kapabilen ne de oyun kurabilen bir orta sahası vardı Fenerbahçe'nin.
İlk kornerlerini 80'den sonra kazandılar.
Kısacası Ederson ve Skriniar'ın omuzlarına binerek beraberliği kurtardılar da diyebiliriz, Nesryi veya Fred boş kaleye atsalar "İki puanı kaybettiler" de… Son saniyelerde Hollandalı hakem, VAR'ın da devreye girdiği pozisyonda penaltıyı vermedi. Net bir ön yargı ile maçı yönetmişti zaten. Utanmaz…

Hatırladılar

Her maçın birden fazla hikayesi olur. Dün ise adeta "roman" yazıldı. Beşiktaş, geçmişin yükünü atmak adına tüm hırsıyla sahadaydı. Havalı-cıvalı gelen, "nasıl olsa" diye düşünen bir rakip buldu karşısında. Sonuç; önde baskıyla kaptıkları toplarla etkili gelip, iki gol buldular. Fenerbahçe ne olduğunu anlayamadan, "Kırılma" karşılaşmasının modu bir anda "kırıldı" şekline dönüştü. Puan farkını kapatmayı bırak, açılıyordu. Burada "panik" yapması gereken Fenerbahçe iken, Orkun gördü kırmızıyı. VAR'dan geldi karar. Ardından korner ve kaleyi tutan ilk şatlarla gol. "Ne yapacağız?" diye sorma sırası Beşiktaş'a geçti. Önde oynayan takım "saçmalıklar kombosu" yapıyordu. Devre 2-2 bittiğinde, teknik direktörlerin dördüncü hikayesi başladı; hamleler ile romana yeni kahramanlar katılacaktı.

Tedesco oyunun formatıyla çok az oynamayı tercih etti. 46'daki Nene-Talisca değişikliği, ikinci santrafordan çok, topa akıl vermekle ilgili oldu. İlerleyen dakikalar, Rafa Silva'nın bireysel hamleleri karşısında sarı kartlı Alvares için alarm verdirdi. Ama öne geldi değişiklik kararı. Bir santrafor fazla beklerken, John Duran ile En Nesryi yer değiştirdi. Ve Duran, sadece kendisinin atabileceği bir golü sıfırdan yaptı. Fenerbahçe beraberliğe razı gibi oynadığı ikinci 45'te, Beşiktaş'ın müthiş direnişine rağmen yarışta kalacak sonucu aldı. Rakip 10 kişi olsa bile, tribünlerin müthiş desteğine rağmen bu geri dönüş, vazgeçmemenin büyük hikayesi. Sipeyşıl ile geçen dertli sezondan sonra taraftarlar derbi kazanmanın keyfini, futbolcular da büyük takım olduklarını hatırladılar. Açtılar yollarını, gidiyorlar.

Fener'in evrimi

Maç 2-0 olduğunda mükemmele yakın bir F.Bahçe oyunu vardı. Önde baskıyı doğru yapıyorlar, rakibi ceza alanına etkili yaklaştırmıyorlar, kontrolü ellerinde tutarak pozisyon kovalıyorlardı.

Geçen haftalardaki G.Antep performansıyla maç öncesi yorumlarda ''Kabus'' olarak değerlendirilen 90 dakikayı ''Kolay'' hale getirdiler.
Devre bittiğinde ciddi sarı kart problemleri vardı. Topla yüzde 66'yla oynayan Gaziantep, üstünlüğünü kora korlarda sarı kartı göze alarak önlemek istediler.
Alvarez, Brown ve Skriniar. Bu isimlere ikinci yarıda Oosterwolde ve İsmail de eklendi. Herkesin aklında ''Mourinho virüsü geri döner mi?'' sorusu vardı. Yani; takım yine kendi birinci bölgesine çekilip skoru mu savunacaktı?

Tedesco, erken müdahalelerle hem kartlı oyuncularını korumaya aldı hem de perşembe günü 115 kilometre koşan takımına enerji aşıladı. Öne koşular azaldığında da ciddi uyarılarını yaptı.
En-Nesyri ve Talisca golleriyle maça damga vurdular. Talisca neredeyse futbol hayatını bitirecek pozisyondan sonra imza gollerinden birini ağlara gönderdi.

4 golün yanına üç direkten dönen en az iki de net kaleci kurtarışını koyduğunuzda takım oyunundaki ''Evrimi'' daha net anlatırız.
Beşiktaş derbisi öncesinde istedikleri özgüveni, ''Yapabiliriz'' duygusunu taraftara da yaşattı.
Nene'nin sıfıra yakın etkiyle sahada yer almasına bakarsak maçı ''10 kişiyle kazandılar'' da diyebiliriz.
Camiayı hedefin peşine coşkuyla katacak ilk şey Beşiktaş galibiyeti olur. Koca bir sezonun ateşi bu maçta yatıyor.

Ve barıştılar

Uzun zaman sonra maç öncesi konuşulanlarla maç sırasında yaşananların birbirini tuttuğunu gördük… Tedesco, Stuttgart'ın analizini 'Topa sahip olmayı seviyorlar' diye yaptı… O da gerçekleşti. Fenerbahçe rakibini mümkün olduğunca ikinci bölgede tutarak kalesine darbeli getirdi, süratli oyuncularını boş alanda topla buluşturmaya çalıştı, bunun semeresini de hem elde ettiği pozisyonlar hem de değerli bir galibiyetle aldı.
Avrupa Ligi'nde kazanarak devam etmek kadar önemlisi pazar günkü lig maçı sonrasında taraftarla tekrar barışmaktı. Tribünler dolunca oyuncular da buna mücadeleyle karşılık verdi. Rakibin baskı yapacağını biliyorlar, aynı zamanda da hata yapacağının da farkındalardı. Direkt ataklarda golle burun buruna geldikleri anları da baskıdan elde ettikleri fırsatlarla yakaladılar.
Oyun daha kolaylaşabilir, maçın sonu daha az stresli yaşanabilirdi;
Danimarkalı hakem doğru bir gününde olsaydı…
Alvarez'e yapılan faulde kırmızı çıkmadığı gibi En-Nesyri'nin düşürülmesinde de kırmızı vermemek için faulü ters çaldı. Kritik anlarda çaldığı düdüklerle Stuttgart'ı baskıdan kurtardı. Verdiği penaltı VAR olmasa geceyi kabus yapacaktı. Yani her kulvarda hakemi de yenmek için oynayan bir Fenerbahçe takımı var.
3'lü oynayan Stuttgart'a karşı ana fikir Kerem'i topla buluşturmaktı.
Bunda da başarılı oldular. Almanların temposuna yine hızla geri koşarak karşılık da verdiler. Bu kez yanlarında taraftarları da vardı. Fenerbahçe'nin '12 Numarası' maçı iyi yaşadı, oyuncularına akıttıkları terin karşılığını verdi.
Fenerbahçe'yi "Tamamlanmış ama yapılanmamış" bir takım olarak tarif edebiliriz. Tedesco taşları yeni yeni yerine oturtuyor, oyuncularının neyi ne kadar yapabileceğini yeni yeni öğreniyor.