CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Rüzgar döndü!

Neresinden anlatmaya başlayacağını bilemediğimiz bir maç. Herkes uzatmalarda gelen penaltı kararını konuşacaktır. Biz de oradan başlayalım; Agbadou topa müdahale etmeden önce Nene'ye değiyor. Dolayısı ile VAR devreye giremez. Aksi yorum varsa penaltı değil. Seyredin; karar verin. Sonrasında sahaya çıkan Fenerbahçe takımı. 11 yabancı var sahada, hem de bir derbide. Bir de kırılma maçı. Aynısını geçen sene Mourinho Galatasaray maçında yapmıştı. Türk oyuncuların bu maçları algılaması, sorumluluk alma istekleri, sahaya getirdikleri enerji hep farklı olmuştur. Böyle bir artı değerden vazgeçti Tedesco. Genç bir takım var sahada. Onları Skriniar, Talisca ve Asensio yönetiyor. Takımın beyni sakatlandı, çıktı.

Kontrol yine sende. Ama uzatmalarla son 30'u Talisca'sız oynamaya karar vermek, sahadaki gençlerin acemiliğinin de üstüne çıkan bir karar. İlk hamlede yanlış yaptı aslında. Asensio çıkarken girmeliydi Cherif. Çünkü Talisca'nın en verimli olduğu pozisyon forvet arkası. Madem "verileri" değerlendirip, karar veriyorsun, bu ayrıntı neden sürekli ertelemede. Tedesco'ya yükleniyoruz ama dört karşı karşıya pozisyonda Ersin'i geçemedi, üç oyuncu. İlki 28. Saniyedeydi. Şimdi "Hoca ne yapsın?" dersek, haksız mıyız? Galatasaray ile puan farkı bire indi, Trabzonspor ile soluk soluğa devam ediyorlar. Lig yeniden başladı. Üç takım da hakemlerden şikayet ediyor. Bizi zor haftalar bekliyor.

Bırakalım onlar düşünsünler!

Ekstra oyuncularımızın verdiği güven ile seyrettik maçı. Arda, Kenan, Barış, Kerem veya Hakan... Hepsi, her an her şeyi yapabilecek kalitede ve değerdeler. Maç başlar - başlamaz da oyuna ağırlıklarını koydular. Türkiye'nin maçını seyredenler olarak ne büyük bir lüks... Lucescu beklenildiği gibi duvarı ördü. Maça faullerle başlayıp, temponun yükselmesine de izin vermedi. Montella'nın paslarla hücum eden takımı için en uygun panzehiri kullandı; kalabalık defans duvarı, ikili sıkıştırmalar. Top bizde kalıyor ama rakip kaleyi göremiyorduk bir türlü. Bir hata anının peşine düşüp, sürekli topu dolaştırıyorduk ayaklarda. Birebirleri de zorladık, faullerin de peşine düştük. Olmadı ilk yarıda. Dolmabahçe'nin atmosferinde. Seyretmeye gelenleri "taraftar" moduna geçirecek mesajlarda geldi çocuklardan. "İyi pasın savunması olmaz" yargısını Arda Güler bir kez daha söyletti bizlere. 53'te Ferdi'nin koşusunu gördü, tüm Rumen takımını seyirci yaptı ve gol geldi. Ekstra oyuncuları yazmıştık yukarda, Ferdi de ekledi kendini. Gerçekten gururla peşinden gideceğimiz bir jenerasyonumuz var. Sahada sakınmıyorlar kendilerini, her topa koşuyor, ayak - kafa sokuyorlar. Her rakip önlem almak zorunda, onlar da kendilerinin neler yapabileceklerinin farkındalar. Ve bu kez şans da peşimizden geldi. Ender atakta direkten dönüp, gol çizgisini paralel takip eden bir top vardı. Olacak iş değildi. Daha zor ve gergin maça gideceğiz. Çekinmeli miyiz? Bırakalım artık "onlar" düşünsün…

7’de 7 yaparsa şampiyon olur

🔴 Fenerbahçe'nin kalan maçlarına bakarsak nasıl bir tablo bekliyorsunuz?
Tedesco sakatlarına kavuşmaya başladı. Talisca geldi, Skriniar ve Semedo yolda. Bunun üstüne Guendouzi ve Kante'nin form tutması eklendi. Milli arada Asensio ile Nene de problemlerini çözmüş olacak.

Milli maç dönüşleri büyük takımlar için hep sorunlu olur. Maçlara iki gün kala toplanıp, derbilere çıkacaklar. Fenerbahçe ve Trabzonspor'un şansı, içeride oynamaları. Artık mazereti kalmayan, oyuncuları nasıl verimli hale getireceklerini anlayan yönetim ve hoca olduğunu düşünmek istiyorum. Kalan 7 maçı kazanmak, büyük bir psikolojik üstünlük anlamı taşır ve Fenerbahçe'yi şampiyon da yapar.

OKAN BURUK'UN SİHRİ BOZULDU!
🔴 Galatasaray'da Osimhen en az 1 ay yok.. Bu yarışta dengeleri nasıl değiştirir?
Okan Buruk'un bütün sihri bozuldu. Dört senede kurduğu düzen temelinden sarsıldı. Osimhen, Galatasaray'ı zirvede tutan, önde baskının en önemli ismiydi. Sadece takımı öne taşımıyor, o da top kapıyor, kaos yaratıyor ve gol de atıyor. Duran top organizasyonları bile onun hareketlenmesi üzerine kuruluyordu. İcardi'yi de gözden çıkarmışlar. Liverpool'da Osimhen sakatlanınca oyuna İcardi'nin yerine Lang giriyorsa, düşündürücü. Hiçbir oyuncu bunu hazmetmez. Barış Alper'in oynaması muhtemel. Tamamlayıcı oyuncudan, bitirici performansı beklemek zorunda kalacaklar.

NİSAN AYI SEÇİM KARARI İÇİN KRİTİK
🔴 Fenerbahçe'de seçimin ertelenme ya da iptal edilme durumu var mı?
Bu seçim kararının gereksizliği çok konuşuldu. 1,5 yıl için gelen bir yönetimin altı ay sonra seçime gitmesi, konjonktür içinde değerlendirildiğinde "kaçış rampası" olarak yorumlandı. Yani; Sadettin Saran işler iyi giderse yönetimini yenileme fırsatı bulacak ve özellikle finansal açıdan daha kuvvetli bir ekip kuracak. Ya da mahkeme ve performans sürecindeki eleştiriler, kulübün finansal gereksinimleri nedeniyle bayrağı devir edecek. Bu nedenle Nisan ayındaki Divan Kurulu toplantısında son nokta konulur. Saran, taraftarlara "2027'ye kadar buradayım" dese de resmi adaylık açıklamasını yapmadı. Bu durum diğer adayların elini-kolunu bağladı. Eğer mahkeme sürecinden "hasarsız" çıkarsa, Saran'ın seçimi yapacağını, aday olacağını ve ekibini değiştirerek devam edeceğini düşünüyorum.

Ben yemedim, sen ye!

Samsunspor maçı sonrasındaki basın toplantısında Tedesco, soruları "negatif" bularak, "Bu takım son dört maçının üçünü kazandı, bir beraberliği var. Nedir bu karamsarlık" diye itiraz etti.
Herkesin gördüğü net düşüşü sadece sakat oyuncular ile açıklamaya çalıştı. Haklı da olabilir.
Ama yine kendisinin dediği gibi oturduğu koltuk "ağlama" değil, "çözüm bulma" yeri.
Sert maç trafiğinde Karagümrük maçına çıkardığı takımın ofansif sınırları vardı. Kulübede golü yapacaklar oturuyor, sahada ise gol olmaması için görevli olanlar var. Bu mantığı "sakatlık sınırı" ile mazeretlendirdi. Sonrası daha da facia...
Kulüp Başkanı rakibe yapılan pozitif hataları yorumlayacağına, kendi içindeki isimleri hedefe koyacak açıklamalar yapıyor. "Bu çocukları yedirmem, 11 seneyi onlara yüklemem" deyince de, dünkü gibi sahada dolaşanlar çıkıyor ortaya. Takımı şampiyon yapması için gelenlere, "Olmasanız da olur" mesajını atarsanız, lig sonuncusundan tabiri caizse "dayağı" yerler. Üstelik net bir Karagümrük penaltısı hakem – VAR işbirliği ile de güme gitti.
Fenerbahçe'nin saha içinde ve dışında yönetilmediğini;
"savrulduğunu" çokça söyleyip, yazdık. Bu kadro kalitesinin bu kadar kötü yönetilmesi, iki kornerden iki gol yemesi, maçı neredeyse gol kaçırmadan bitirmesiyle sezon hedefi Ziraat Türkiye Kupası oluverdi.
Trabzonspor'un gelişine baktığınızda Şampiyonlar Ligi şansı da ciddi tehlikede. Koca sezonun içine ancak böyle edilirdi. Emeği geçenleri tebrik (!) ederim.

Rağmenlere rağmen...

Zor olacağı belli bir maçı, nasıl "daha zor" hale getirme konusundaki uzman; Tedesco, hasta yatağından kalkıp geldi takımın başına. Kendi ezberi içinde ideali de bulamayıp, çözümde de doğruyu sadece "denemelerden" anlamaya çalışan bir teknik yönetim. Puan kaybedilen iki maçın ardından enerjisi diplere düşmüş camia ve tribünlerin beklentisinden uzak, sadece "ekstra oyuncularının" performansını sırtını dayayan futbol bakışı. Belki Avrupa için geçerli olan verilere sahip ama, bu ligin formatı başka. Anlamadı, anlayamadı Tedesco... Üçlü savunmayı, tek santraforlu rakibe karşı kurmasının amacı neydi. Üstelik üçü de o bir kişiyi tutamadılar. Önde baskıyı kırmak adına bir pas alternatifi oluşturdu diye düşünsek, bu kez orta sahada eksilmenin bedelini ödediler.

Dört maç önce Samsunspor'un başına geçen Fink'in oynattığı oyuna, stratejiye, pas kurgusuna, oyuncuların sahadaki rollenmelerine bakın, bir de genç hocanın "deneme- yanılma"larının oluşturduğu kaosa. Guendouzi'nin komutanlığı, sakat oynayan Asensio'nun yokluğu, Kerem'in ciğerlerini yırtması, Kante'nin sahada savrulması... Ortada kocaman bir gariplik vardı. Tabela kalktığında tartışan hamleler (Kerem – Nene) son dakikalarda gelen ve galibiyeti "bağıran" gollerin dilekçesi oldu. İsmail ve Fred orta sahada ateşi yaktılar, beş dakikalık uzatma isyanı getirdi, tribünler devreye girdi, baskı arttı ve birden bire kabus gecesinde, Fenerbahçe'yi tekrar lige döndüren sonucun dilekçesini işleme sokuldu. Yani; sadece Samsunspor'u değil, hakemi de, sistemi de, 94'te gelen gol sonrası maçı 102 bitirten çaresizliği de yendiler.

Racon kestiler

Fenerbahçe Kupa'da yoluna devam ediyor. İki takım için de bıçak sırtı olan maçı, rakibini neredeyse kalesine hiç getirmeden kazandı, raconunu kesti. Eksikler çoktu. Sakatlar bir tarafa, Tedesco da İstanbul'da kalanlar arasında. Ligin sorumluluğu omuzlarındayken, "Kupa molası alalım" da diyebilirlerdi ama "Büyük Takım" refleksi ağır bastı. Maçı istediler, uğraştılar, önde baskı yaptılar, topun arkasına da geçtiler. Taktik disiplin veya maç konsantrasyonu ile ilgili problem yaşamadılar. Üç gün önce tribündeki analizcilerin "çıkmalı" dediği Kerem Aktürkoğlu maçı bitirdi. Koşmadı mı, uğraşmadı mı da analiz raporunda "SOS" vermedi, tabelanın hedefi olmadı. Öğreniyor bazıları, ekstra oyuncunun adisyonunun farklı olacağını.
Guendouzi maçın hükümdarı Fenerbahçe adına. Kante ile Fred'in parsellediği alanları iyi takip edip, baskıları tam zamanında yaptı. Antep'in kıvılcımlarını aleve dönmeden söndürdü. Turu zaten bu baskı ile rakip oyuncuları umutsuz hale getirerek geçti Fenerbahçe. Gollerden çok, gol olması gereken pozisyonların nasıl harcandığına veya topların ezildiğine bakmalı. Üçlü defans ile çıktılar. Tek stoperin (Yiğit Efe) yanına iki bek; Mert ve Levent. Pozisyonları değil ama topla ilişkileri diğer benzerlerinden iyi. Dolayısı ile Antep takımı ne kadar sıkıştırmak istese de top kaybı olmadan geçirdiler paslarını. İki nokta var aklıma takılan. Nottingham'daki performansı kaleci Tarık'a bir maç daha hak ettiriyordu. Mert Günok kararında "kıdem" konuşmuş. Musabba'nın geriye doğru gidişi de enteresan. Kasımpaşa maçından sonra dünkü oyunu. Hem de gol atmasına rağmen. Görüşme odasına davet edilmeli.

Düdükler kimin için çalıyor!

Trabzonspor maçını kazandıktan sonra Fenerbahçe'nin senaryosundaki en etkili cümle;
"Fikstür avantajı"ydı. Önlerini açıp, zor deplasmanları atlatıp, Galatasaray'ın takılmasını bekleyeceklerdi. Öyle de oldu açıkçası.
Avrupa sonrası Konya'da kaybeden Galatasaray kendine düşeni yaptı ama "esas oğlan" Kasımpaşa'yı yenemedi sahasında.
Sakatlıkların etkilediği kadro yapısındaki defansif zaaflar, üst üste üç maçta da kendini gösterdi aslında. Yiğit Efe'nin acemiliği, Mert Müldür'ün ikramları, olmayacak gollerin tabela görüntüsü oldu.

Nottingham'ın yorgunluğu üstüne Antalya deplasmanı kolay değil. Ancak geniş kadro, bol sıfırlı sözleşmeler ile yapılması gerekenler olacaktı. Böylesine iniş – çıkışlı performanslarla, nasıl şampiyonluğun peşine düşecekler; o da ayrı konu. Kazanılması gereken maçların son cümlelerinde hep "son saniyeler" yazıyor. Son saniyede Kasımpaşa'ya puanı kaptır, son saniyede topu iki metreden direğe nişanla. Bu anların tercümesi "yetersizlikten" öte başka bir kelime olmalı aslında.

Sadettin Saran yönetiminin, hakem kararları hakkında sessizliği var. Konuşmayın, bakın… Hataları bizler yazıyoruz zaten ama takımın hakkını koruması gereken onlar. Bir gün önce gösterilmeyen kartların peşine, dün her kendini ata faul çalan hakem yönetimi gelir elbette.
Mert Müldür'ün ayağına basılması, top için yapılan mücadelede hakemin de gözünde değil, VAR'ın da umurunda.
Oyun yetti – yetmedi… Ancak hocanın yanlışı, oyuncunun beceriksizliği Fenerbahçe'nin sorunudur. Geçen sezonların bakış açışı geldi artık düdüklere… Fenerbahçeli kayıp puanlara hayıflanmasın, bugün olmasa, başka maç yapacaklardı bunları…