CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Cümlelerde net sonuçlar yoktu!

Öncelikle Yıldırım Demirören'in de aynı Fatih Terim gibi hayali düşmanlar yaratarak savunmasını onlar üzerinden yapmaya çalıştığını ve hedef şaşırttığını söylemeliyim. "Birileri harekete geçti" diyerek sanki kendilerine veya Milli Takım'a karşı bir komplo olduğunu ima etmeye çalıştı. Çıkan haberleri de buna örnek gösterdi. Oysa yapması gereken bu haberlerin neden yazıldığını değil, doğruluğunu-yanlışlığını tartışmaktı. İkincisi; hiç sokağa çıkmadığı belli. Milli Takım'dan memnun olan bir kişi bulsun da yapılan eleştiriler için "Komplo" desin. Üç yıldır görevde… Verdiği tek iyi örnek FIFA-UEFA sıralamasında yukarı çıkmamız. Bu arada kulüpler batmış, Milli Takım'ın yarısından fazlası yurt dışında yetişen çocuklardan oluşmuş, Türkiye'nin en önemli değeri Arda Turan, Milli Takım dışında kalmış, hiçbir açıklama yok. Doğrudur; teknik adamın işine karışılmaz… Ama işler iyi gitmiyorsa bunun nedeni sorulur. Eğer Yıldırım Demirören; bugün tartıştığımız oyuncu seçimlerinde hala net bir görüş belirtmiyorsa demek ki; bu kararların da arkasında duruyor. Üç yıl içinde ürettikleri projeler arasında sonuca ulaşmış bir tanesini bile söylemedi. Masrafları azalttıklarını belirtiyor ama bu arada kulüplere de federasyon kasasından bol bol yardım yapılmış, belki de sus payları verilmiş. Bunu öğrendik. İki saat boyunca Serkan Korkmaz, net bilgiler almaya çalıştı ama bütün cümleler sonuç taşımayan genellemelerdi. Bu bakış açısıyla Türk futbolunun en büyük iki problemi; aşırı borçlanma ve oyuncu üretimi konusunda hiçbir şey yapılmadığını da anladık. Yıldırım Başkan bir de yapılamayanları, kendine has samimi üslubuyla ifade etti. Biz de üç yıllık görev süresinin ilerleme olmadan geçtiğini öğrenmiş olduk.

Biz neyiz, ne değiliz?

Maçtan önceki basın toplantısında Fatih Terim'e, "İzlanda favori" dedirten gerçek ile oynadık aslında. Yoruma katılmadığımdan değil, bunu söyleten gerekçelerin sahibinin bizim taraf olmasından ötürü bu cümleye takıldım. İki sene önce Avrupa Şampiyonası için aynı sahaya çıktığımızda, "beraberlik kötü sonuç" iken, şimdi puan almayı başarı olarak niteleyen açıklamaların sahibi olmanın sorumluluğunu da sorguladım.
Sürekli olarak performansların takımıyız. Sistem veya kurgu içinde değil, Arda'nın, Emre Mor'un performansının veya Hakan Çalhanoğlu'nun frikiklerinin umudundayız. Takım mücadele etsin, eğrisi - doğrusuna denk gelsin diye bekliyor, milli maçları da böyle oynuyoruz. Bu nedenle 80'e yakın oyuncu gelip-gidiyor milli takım kamplarına. Veya her maçın on biri farklı oluyor. Rakibin durumuna göre oyun profili de değişebilir. Buna katılırım. Ama her maçın pozisyonlandırılmasında, üç-dört değişiklik yapılıyorsa, burada plan yoktur.
İzlanda'nın ikinci golüne bakalım. Defans arkasına atılan topu rakip ile birlikte kovaladı Mehmet Topal. Yetişemedi de, düşüremedi de... Çünkü üç gün önce defansif orta sahadayken, hep arkasında biri olduğunu bilerek oynuyordu. Bu maçta stoperlerden biriyken de bu refleks ile koşuyor. İzlanda, Volkan Şen ve Emre Mor'un koridorlarını kapadı. Hakan Çalhanoğlu'nu bildikleri için ceza alanı çevresinde temaslı mücadeleye bile girmedi. Fatih Hoca, defansı tamir etmek için orta sahayı bozdu. Bu bölgedeki açığı kapamak Kaan Ayhan'ı şans faktörü yaptı. En iyi hücum beki Caner için bir plan izlemedik. Ukrayna maçında verdiğimiz pozisyonların benzerleri de vardı. Her şeyin ötesinde oyun karakteri olmayan bir ekip olduk. "Savunma yapıyoruz" desek, değil. "Hücum ekibiyiz" desek, hiç değil. Oyuncu performansı ile bir yerlere gidiyorsunuz ve bunu "Teknik adam değil, yıldızlar takımıyız" cümlesiyle vücutlandıran oyuncuyu milli takıma almıyorsunuz.
Başımız da belli aslında, sonumuz da. Bir Platini bulup, üçüncüler için kontenjan açtırırsak, en başarılı takıma, teknik heyete ve federasyona sahip oluruz.

Sıradan!

Avrupa yorgunu iki takımdan da yaratıcı ve yüksek tempolu bir oyun beklemiyorduk. Sürprizi yapan hakem; Mete Kalkavan oldu. En basit aldatma yöntemini kullanan oyuncunun tuzağına düşüp, penaltı noktasını gösterdi. Tecrübeli bir hakem için, beklenmeyecek gaflet aslında. Sıradan hakemlerin vereceği karara sahip olursanız, siz de sıradansınızdır. Ve elbette "tecrübeli kaleci" sınıfında tanımlayacağımız Volkan Demirel'in, aslında hiç de öyle olmadığını anladık bu pozisyonda. Topa çıkması zaten yanlış karar. Çıktığı topa değememesi ikinci büyük yanlış. Buna rağmen ayaklarını uzatıp, rakibe; "hadi; dokun bana da hakem penaltı versin" hamlesini yapmak, inanılmaz.
Fenerbahçe adına "gaflet" anları aslında saymakla bitmiyor. Kjaer'in, her hava topunda Diabete'nin altında ezildiğini de gördük. Biri direkten dönen iki pozisyonun nedeniydi bu anlar. Volkan Şen'in en diri ve en duru kalmasını beklerken de yanıldık. Bir faul kararına takılıp, bütün bir maçı hakemle uğraşarak geçirdi. Üç maçlık serinin ardından, zirvedeki puan hesaplaşmasına çıkmak, Advocaat için bir karne mi? Aslında iki takım da iliklerine kadar perşembenin yorgunluğunu yaşadılar. Daha çok kısmı Fenerbahçe'ye ayrılmıştı elbette. Bir nevi; "laktik asit savaşları" yapılıyordu iki takım arasında.
İkinci 45'te bir orta sahadan vazgeçilip, Van Persie ile çift forvete dönme kararında, belki de Adrvocaat rakibin direnç ölçümünü kullanmış olabilir. Antep maçında vermediği paslar ile eleştirdiğimiz Volkan Şen'i, bu kez sürekli başı havada ve boş arkadaşını ararken bulmak da önemliydi. İlk yarıdaki sekiz korner atışından sadece birine dokunabildi Fenerbahçeli oyuncular. Rakip duran top kullanırken de sadece birine dokundular. İki türlü de arıza var yani. Savunmada adam adam adama gibi artık çağın unuttuğu sisteme devam ediyorlar, hatalar bitmiyor. Kullandıkları tüm kornerlerde de rakip altı pasa dolup, sonuç alamadılar. Bir olur, iki olur hadi üç de olsun. Hep aynısını denemek manasızlığında ısrar etmeleri de bir kenar yönetim körlüğüdür.
Fenerbahçeliler, penaltıya takılmasın, Osmanlı iki kere de direkten döndü. Skor yine böyle olabilirdi. Ocak ayına kadar bu grafik sürecek. Zirveye ne kadar yakın kalırlarsa, o kadar iyi.

Advocaat el koyunca

Zorya maçının ardından yaptığı açıklamaları, bugünün işaretleriydi aslında. Advocaat üç gün sonraki Kasımpaşa maçında takıma el koyduğunu gösterdi ve yolundan sapmadan, oyuncularını da kendine inandırarak 3'te 3 yaptı. Hem de herkesin beğenisini kazanan ofansif ve tempoyu zorlayan bir oyun ile...
5 Eylül'de 7 öneri yaptım. Dördünde birleştik Hollandalı teknik adam ile... Türk yardımcıların önemini vurgulamıştım, rakip analizlerini eski oyuncuların yapıp, kendine getirdiğini söyledi. Arkadaşlığı geliştirmesini tavsiye ettim; Moussa ile Emenike'nin birlikteliği görüldü. Gol sevinçlerinde bile hepsinin gözü parlamaya başladı. Kamuoyunu arkasına alması için samimi olması gerektiğini yazdım. "Düşündüklerimizi söylemeyeceksek, bu konuşmaları yapmanın ne anlamı var" diyerek şeffaf davrandı.
Takımın ağabeylerini yanına aldı. En eleştirildiği günde bile Volkan Şen'e sahip çıktı. Hataları eleştirmedi, öneri olarak sundu, oyuncusunu onere etti. Advocaat yıllardır biriktirdiği her deneyimi, milim milim Fenerbahçe'nin hizmetine sunuyor. Sadece Salih Uçan bölümünde henüz hem fikir değiliz. Burada teknik bir karardan çok idari bir görüş olduğu da ortaya çıktı. Salih, Ersun Yanal dönemindeki gibi antrenmanda çok çalışmak yerine, yeteneklerinin iş yapacağına inanmış görünüyor.

NE OLACAK?
Bu sezon
Fenerbahçe'nin şampiyonluğa oynayabileceğini düşünmüyordum. Oyuncu kalitesindeki düşüş bir tarafa, Pereira'nın takımda yaptığı tahribat diğer tarafa. Advocaat da, bir çok sorunla uğraşacak, ocak ayına kadar da problemler yaşayacaktı. Oyunun çehresine değiştirmesine rağmen 60. dakikadan sonra yine tempo sorunları yaşıyor. Bu nedenle özellikle çok iyi oynadığı ilk 45'lerde sonucu alması gerekiyor. Feyenoord maçının en iyi oyuncusu Lens'in, sezon başı dönemini Sunderland'te geçirdiğinin altını çizelim. Son dakikalara kadar sadece onun ayakta kalması da, Fenerbahçe yönetiminin Pereira'nın görevine son vermedeki haklılığını bir kez daha ortaya koyuyor.

UMUT VAR MI?
Bu devreyi en az kayıpla kaparsa, tahminlerimiz
doğru çıkmaz. F.Bahçe zirveye yürür. Elbette diğer favorilerin de alacakları sonuçlar, puan farkının büyümemesi de iddianın korunması için önemli. Zirve ekiplerinden Osmanlı maçı da ilginç olacak. Avrupa yorgunu iki ekip karşılaşacak. Daha akıllı, güçlü olan kazanacak.

Fenerbahçe diasporası
Ülker Stadı'nda tribünler hala boş. 3 Temmuz sonrasında Aziz Yıldırım için yürüyenlere, bugün Aziz Yıldırım tarafından istedikleri tribünden kombine satılmıyor. Başkandan umudu kesenler, maça da gelmiyorlar. Taraftar arasında bölünme yaşandı ve başkanın istediklerini söyleyenler ile biat etmeyenler olarak bölünme yaşanıyor. İster istemez tribünlerde bir diaspora, "azınlık" grubu oluştu. Fenerbahçeli olan, takımı desteklemek isteyen ama yönetimi desteklemeyenler grubu var. Aynı diaspora elbette kongre üyeleri arasında da mevcut. Bu üyeler konuştuklarında Haysiyet Divanı'na gitme tehlikesi altındalar. UEFA'nın hesaplara el koyması ile birlikte, kulübün zor günler geçirdiğini, maddi olarak sıkıntılar yaşadığı bilinirken, camianın böylesine bölünmesi ve tribünlerden çekilmesi sorunları daha da büyütecek. Bunu görmesine ve bilmesine rağmen Aziz Yıldırım da adım atmıyor. Atsa da ona inanacaklar çıkar mı, bilemiyorum. Fenerbahçe yine eski günlerine, bir zamanlar "cehennem" olan Kadıköy formatına nasıl geri dönecek. Bunu gerçekleştirecek olan Fenerbahçe tribünleri... Geri dönmeleri gerekiyor. Başkan buna izin vermiyorsa, eski günler için belki de onun gitmesi gerekiyor. Fenerbahçe'ye kim nasıl zarar veriyor sorusunu sormalılar kendilerine.

Arda Turan mı, Fatih Terim mi?
Fatih Terim milli takım kadrosunu açıkladıktan sonra, tartışma tekrar alevlendi. Arda mı haklı, yoksa Fatih Hoca mı? Sorunun ne olduğunu iki taraf da açıklamadı. Arda'nın sözlerinden Fatih Hoca'nın kendisiyle görüşmediğini de biliyoruz. Çağrılmama nedenlerinin teknik değil, idari olduğu "Formayı giyecek şeref, haysiyet" nitelemelerinden ve "Milletten özür dilemeliler" yönlendirmesinden anladık. Türkiye'yi temsil edecek bir kadroda, Türkiye'nin en iyi oyuncusu yoksa, bu kararın nedenini de bilmemiz gerekiyor. Yoksa, elbette teknik adamın bu tavrı göstermeye hakkı vardır. Bilgiler sızdırılıyor ve Arda ile diğer oyuncularının 'isyan' başlığı altında bir şeyler yaptıkları anlatılıyor. Bir de madalyonun öbür tarafı var. Bu "isyan" neden yapıldı? Yani; ya oyuncular haklı, diğer taraf haksızsa... Fatih Hoca, açık açık konuşmadıkça bilemeyeceğiz.

Aklın yolunda!

Demek ki; bazı şeyler unutulmuyor, sadece hatırlanmak için fırsat bekliyormuş. Hepimizin defalarca yaşadığını Hollanda takımı Feyenoord karşısında Fenerbahçe takımı da genleriyle ortaya çıkardı. Bir Avrupalı gibi düşünüp-oynamak, dünkü maçın özetiydi.
Çok havalı gelmişti aslında Hollandalılar.. Dokuz da dokuz gibi bir apoletle iddialı bir maça çıkarken, ilk 45'te "Biz istersek, nefes alabilirsiniz" diyen bir takım buldular karşılarında. Tek farkla biten bu devrede, Feyenoord adına konuşabilecek tek pozisyon kaldı akıllarımızda. Rakibi sıkıştırmak yerine oyunu kontrol etmeyi tercih eden ve gol için yardımlaşma üreten bir ekipti Fenerbahçe. Bu tavırlarını ve duruşlarını 70'e kadar da sürdürdüler. Sonrasında rakibin beraberlik çabası ve isteğiyle tehlikeler gelmeye başladı. O ana kadar Souza ile Fenerbahçe'nin değerlendiremedikleri gibi. Son 20'de değişen dengeye Van Persie ile cevap verdi Advocaat. Feyenoord'da yetişmiş, efsanevi golcüyle gözünü korkutmak istedi rakibinin.
Yine de sezon başı sendromunu yaşıyor, tempoyu zorlayamıyorlardı. Fenerbahçe adına sahanın en diri isminin Lens olması, bu futbolcunun da sezon başı hazırlıklarına Sunderland'de geçirmesinin de altını çizelim.
Lens ve Ozan Tufan'ın ekstra performanslarına, kaleci Volkan Demirel'in de yaptığı katkı ile direnmeye ve ayakta durmaya devam etti Fenerbahçe. Seyircisini ve takımının çok önemli oyuncularını kaybetmiş olmalarına, bir futbol cahili ve onu görevde tutanlar ile sanki sabote edilmelerine rağmen, daha iyi yapabileceklerini göstermek adına mücadele ettiler.
Dick Advocaat, takımın tüm iplerini eline aldığı son üç maçta, takım oyunundaki gelişmeyi gözle görülür şekilde yükseltti. Fizik gücüne de dakika dakika ekleme yapıyor. Bu galibiyet ile gruptaki umutları sıcak tutmakla kalmadı, üç maç üst üste gelen galibiyet serisi ile de oyuncularına "büyük takımda" oynadıklarını hatırlattı.

Anahtarı keşfettiler

Önceliği her zamanki gibi yapılmak istenenlere verelim. Advocaat, geçen hafta "artık benim takımım" demişti, Gaziantep karşısında da on birini bozmadı. Ve Fenerbahçe genetiğini yeniden keşfederek, ceza alanına mümkün olduğunca çok oyuncu ile girmek için görevlendirmesini yaptı. Ozan da kaçırdı, Topal da, Souza da ve hatta Lens de... Artık hücum formülü olarak kanatları kullanıyor Fenerbahçe ve top kullanırken sürekli olarak taç çizgisi tercih ediliyor. Ortalar da bol geldi bu yüzden, pozisyonlar da bu karambollerden çıktı.
İsmail Kartal, takımını kaleye yakınlaştırmak yerine sürekli, rakip kaleye doğru koşmayı hedefledi. Oyunu güzelleştiren iki teknik adamın da kafasında gol olmasıydı. Kartal, beraberlik için en az bir gol atması gerektiğini biliyordu. Fenerbahçe'nin alacağı riske, aynı kararla karşılık verdi. Peki; bunlara rağmen Fenerbahçe golleri iki duran topla buldu. Neden pozisyon girişimlerinde sonuç alınmadı. Farklı bakış açısı burada ortaya çıkıyor. Volkan Şen'i ayakta alkışlayarak kulübeye yolcu eden tribünler, bu oyuncunun en az üç pozisyonda pas vermek yerine, şut aradığını gördüler elbet. Eğer tabeladaki denge bozulmasa, bütün eforuna rağmen bir numaralı sorumlu olacaktı Volkan Şen. Aslında; hala öyle...
Fenerbahçe adına güzel olan, takım olarak önde baskıyı başarmaları ve ciddi şekilde fizik gücünde olan yükselme. Topu "kendilerinin" sanan iki oyuncu, Van Persie ve Salih Uçan'ın grubun içinde olmadığını konuşmuyoruz bile. Çünkü sahadaki oyuncu grubu iyi niyetle ve cesur oynuyor. Atamıyorlar, hata yapıyorlar, topu eziyorlar ama yapmak istiyorlar.
Doğru yolun anahtarı, oyuncu grubunun bu mantaliteyi kazanması ve birbirine saygı duymasıdır. Fenerbahçe artık önündeki kilitli kapıları da, önünü de açtı.

Advocaat için lig yeni başladı!

Advocaat'ın, Zorya beraberliğinden sonra yaptığı konuşmalara baktığımızda, Kasımpaşa'da ilk maçına çıktığının mesajını aldık. Oyuncu gurubunu ağır bir şekilde eleştirip, "Üst düzey maçları oynayamayacak olanlar var" dediğinde bir hüküm belirtti; bazılarının üstü çizilmişti.
"Daha radikal davranacağım" dediğinde de iskelet kadrosuna karar verdiğini düşündük.
Bu nedenle dünkü karşılaşmanın her şeyi ile Advocaat "kararları" olmasını bekledim.
Gün içindeki duyumlarımız Sow- Emenike ikilisinin önde olacağı şeklindeydi.
Son ana kadar da böyle kaldı. Ancak stada geldiklerinde Advocaat bir orta saha fazla olmayı tercih ediyordu. İlk düşündüğüne 70 dakikada işaret etti ve aklındaki forvet hattını sahada buluşturdu.
Gollü geçmesine rağmen oyun kalitesi çok düşük bir maçtı aslında. İki takımın da baskı altında olması, bu ortamı kaldırabilecek oyuncuların ön plana çıkartacaktı.
Fenerbahçe'de bu bayrak Lens'in ellerindeydi.
Advocaat'ın yanından ayırmadığı Hollandalı iki müthiş asist ile maçın kararını verdirtti. Çok eleştirenlerin tabelayı (Sousa- Ozan) tabelaya isimlerini yazdırtmaları da önemliydi.
90 dakika sadece üç puan maçı olmaktan çıkıp, bazılarının tekrar "futbolcu" olduklarını hatırlamalarının sebebi haline geldi. Hafta sonunda yaşananlar, oyuncuların bir yemekte bir araya gelip, takım olmaya karar vermeleri, yönetimin Samandıra ziyaretinin "yumuşak" sözlerle geçmesi, Advocaat'ın terazisinin sertleşmesi, sahaya çok iyi oynamaktan öte, kazanmayı çok isteyen bir Fenerbahçe'yi çıkardı. Zirvedeki takımların birbirleri ile oynayacakları bir hafta öncesinde, rahat bir hafta geçirme ve daha sağlıklı düşünme imkanını da yakaladılar.
Gaziantep maçında taraftarın da maçları dönmesi gerekiyor. "Yeniden" diyebilmek adına birbirlerine muhtaçlar.

Beraberliğe sevinmek!

İstikrarın temelinde her zaman bir plan yatar. Bunu belirleyecek ve stratejiyi oluşturacak olan teknik direktördür. Kadrosunun yeterliliğini denetler ve uygulanabilecek taktiğe karar verir. Yapılmak istenenler ile bunları yapacakların paralellik taşıması planın elbette ana noktasıdır. Sistemi oluşturacak olan futbolcuların beceri çıtasıdır.
Bunları yazmamın nedeni; F.Bahçe'nin yaratıcı olmayan bir orta saha kurgusunda pozisyon üretemeyeceği bu kadar açıkken ve belli olmuşken, değişim adına farklı bir kurguya bir türlü gerçekleştirmemesinden. Zorya gibi düz bir takım bile sadece yakın baskı ve temaslı oyun ile bu orta sahayı pes ettirdi. Oyunun dengede geçmesini sağlamaları bir tarafa, Fenerbahçe'yi uzun top tuzağına da düşürdüler. Moussa Sow'un tek yüksek top alamaması da, oyunu öne taşıyamamak adına handikaptı. Pas kalitesi bu kadar düşük bir orta ile adam eksiltmeyen, top tutamayan bir forvet hattı birleşince, gol atmak için o "tesadüf" anını beklemek zorunda kalmak sürpriz değil.
Her şey bir tarafa, görece grubun en zayıf takımına karşı alınacak bir galibiyet, Fenerbahçe'yi ligde de başkalaştırabilirdi. Takımın kendine güvenmeye, "yaparız" demeye şiddetle ihtiyacı var çünkü. Üretebildiklerini anladıkları anda, risk almaktan da kaçınmayacaklardı.
İkinci yarı başlarken Ozan - Salih değişikliğindeki mantığı da anlamadım. İki aynı oyuncunun yanına, üçüncüyü koydu Advocaat. İyi-kötü oynuyor tartışması bir kenara, hangi oyuncu için "bir şeyler yapar" diye düşünürsünüz; Salih mi, Josef mi, Ozan mı? Moussa Sow hangi performansıyla ilk on biri haketti veya Emenike ile Van Persie'nin yedek kalma nedenlerinde ne yatıyor?
Takım içindeki dayanışmasını yitirmiş, oyun lideri olmayan, oyun aklı ortaya koyamayan bir ekip var ortada. Bu problemleri çözmeden, zaten saha içini de halledemezsiniz. "O'nu alalım-bunu verelim" ile ortaya çıkanı görüyorsunuz. Kjaer'in golüyle gelen beraberlik bunları çözmez. Ama çözüm adına bir nefes aldırır. Koca Fenerbahçe'yi böyle bir beraberliğe sevinmek zorunda bırakanların bu duruma müdahil olmadıkları görüyoruz. Aslında maç sonrasında onları konuşturtmak lazım.

Yol yakınken...

İki sezon başı hazırlığını, daha da kötüsü oyun felsefesini bir çapsıza emanet ettikten sonra, Fenerbahçe'nin en az beş yıl geriye gittiğini çokça belirttik. Ve bu erozyonu tamir edip, normale döndürecek vakit ve kadro şu anda yok.
Dün görüldü ki; Advocaat da bu çaresizlik içinde akıl yerine, çok forvet-çok pozisyon kolaylığına düşen, klasik bir tribün hocası. O'nu bize sistem hocası veya oyuna akıl koyan olarak anlatan klişeler de eskinin hikayeleri.
Advocaat, zamansızlığını deneme-yanılma yoluyla gidermeye, maçı da kadere bırakacak kadar yabancı takıma. Yeniler elbette katkı sağlaması için transfer edildiler. Ama milli takıma gidenler nedeniyle takımın neredeyse tamamı yokken, bu oyuncular hiç birlikte olmamışken, hepsini birden on bire yazmak, aslında tribüne oynamak. Salih konusundaki analizi çok doğru. Ama bu kadroda Salih dışında "pas aklı" olan oyuncu da yok. Hem Alper'in pozisyonunu hem de ayrılamadığı oyuncusu Lens'inkini, onlardan çok daha iyi oynar ve verimli geçirebilirdi. Olabilir, maça bu akıl ile başlarsın. Ama santrforunun şutsuz bitirdiği ilk 45 sonrasındaki hamle, ikinci santrfor olmamalı. Ya da o'nunla birlikte, ceza alanına top atacak olmalıydı.
Ne olursa olsun, Fenerbahçe kadrosu bu oyundan daha iyisini ve kalitelisini oynayacak güçte. Volkan Şen'in hamleleri, çizgiden veya direkten dönen toplar akıllara gelebilir. Bahsettiğimiz, takımın bütünlüğünde ürettiği. Yoksa bir frikik, bir yan top ile galip de gelinebilirdi.
Bu maç takımın güven yenilemesi, taraftar ile tekrar el sıkışması, kalan maçlara taze bir moral ile devam edilmesini sağlayabilirdi. Olmadı, olacak ışığını da vermedi.
Bursaspor'un maçı dolu yaşaması, kaleci Harun'un müthiş performansı da görmemezlikten gelinmemeli. Kazanmak için tek fırsatı iyi değerlendirdiler ve bunu korumayı da başardılar. Kadıköy'de, böylesine bir baskıda dik durmayı başarmak ve yüzde yüz ile oynamak önemliydi. Bir gün önce Aziz Yıldırım'ın vazgeçip, bedavaya Beşiktaş'a gönderdiği Caner ve Gökhan'ı izleyip, dün de aldıklarına baktığımızda Fenerbahçe adına çok umutlu olmak mümkün değil. Kısa vadede yapılması gereken yeni bir yol haritası oluşturmaktır. Şampiyonluk bu görüntüde uzak hedef, taraftarı ve kamuoyunu etrafında toplayacak vizyon gerekiyor. Bu dibe vuruşu, yukarı çıkmak için kullanmak gerekiyor.

Advocaat’a tavsiyeler

Vitor Pereira ve onu göreve getirip, tutmaya devam edenler, Fenerbahçe'yi en az beş yıl geriye götürdüler. Ne yazık ki bir sene önce işaret ettiğimiz durumun farkına yeni vardıkları için de en az zararla kurtulmak adına Dick Advocaat'ı göreve getirdiler. 68 yaşındaki Hollandalı teknik adamın bu zor süreçte tecrübesini ve çözüm üretmedeki maharetlerini ortaya koymasını bekledik. İki Avrupa, iki de lig maçı oynadıktan sonra muhtemelen "Ne yaparız" diye düşünüyordur.
Aklımızın erdiğince tavsiyelerde bulunalım:

1- EKİBE TÜRK YARDIMCI ŞART
Takımı ve Süper Ligi iyi bilen bir Türk yardımcıyla çalışmalı. Bu konuda Hiddink'ten de yardım isteyebilir. Çünkü kendisi oyuncuları ve özelliklerini öğrenene kadar, ara açılabilir. Yönetim de bu konuda hassas olmalı. Eğer bu tavsiyeleri kendileri vermek istiyorlarsa, o bizim konumuz değil.

2- TAKIMIN ABİLERİNİ DİNLE
Süper Lig mücadele üstüne kurulu. Takımların arasındaki kalite farkı, küçük dediğimiz takımları ve teknik adamları buna zorluyor. Bu kadar temaslı bir oyunda eğer gücünüz yoksa, isminiz oynamaz sahada. Bu konuda takımın müthiş bir yerli kadrosu var. Onların tavsiyelerini ve öğütlerine kulak vermesi gerekiyor.

3- BOL PASLI VE SABIRLI OYUN
Mevcut dayanıklılık ile tempolu ve baskılı bir oyun oynaması mümkün değil. Bu nedenle paslı ve sabırlı bir sistemi benimsemesi, kendisine yeniden yapılanma için soluk aldırır. Topa hakim olup, öndeki oyuncularının farklılıkları ile tabelayı kovalamalı.

4- SAMİMİYET BASKIYI AZALTIR
Medyayı ve taraftarı takımın yanına çekmek için samimi bir dil kullanması gerekiyor. Ne yapacağına karar verdikten sonra bunu kamuoyu ile samimi bir şekilde paylaşması, beklentileri de normalleştirir, kendisinin ve takımının üstündeki baskıyı da azaltır.

5- SALİH'İ BİR KENARA ATMA
Bize gelen duyumlar, hücumdan önceki son pas sorumluluğunu Robin van Persie'ye vermek istediği yönünde. Onu ortaya sahaya yaklaştırıp, hücumu organize etmek niyetindeymiş. Kısa vadede doğru fikir. Salih'ten umudu kesmiş gözüktüğüne göre; kendi dilini konuştuğu oyuncusuna ne istediğini daha kolay anlatıp, yaptırabilir. Yine de şu anki kadroda bunu Salih'ten daha iyi yapabilecek biri yok. Bu konuda genç oyuncuyu geliştirmeyi denemeli.

6- ADAM ADAMA BÜYÜK HATA
Bu kadro, değişimlere rağmen 6 sezondur alan savunması yapıyor. Özellikle de duran toplarda. Kayseri maçında yenilen goller ile 'adam adama'ya dönmekteki hatasını anlamalı. Sadece defansif değil, ofansif olarak da duran toplarla ilgili çalışmayı eksik etmemeli. Çünkü bugünkü takımın tabela yapması için en kolay yol bu gözüküyor.

7- TAKIMDAKİ BUZLAR ERİMELİ
Advocaat'ın çözmesi gereken son sorun ise takımdaşlık duygusu. İki senedir çok geri giden, aidiyet hissini kaybeden, Portekizce konuşanlar-konuşmayanlar diye bölünen, forma rekabetini kişiselleştiren bir takım oldu Fenerbahçe. Adalet duygusunu onlara yaşatmak zorunda. Sadece teknik olarak değil, bir ağabey hatta "baba" gibi yaklaşarak, Samandıra'daki buzları eritmeli. Oyuncular gücü birbirlerinden aldıklarının tekrar farkına varırsa, yolu zaten yarılar.