CANLI
SKOR
Cevdet Ünüvar

Cevdet Ünüvar

Paraguay’ı tanıyalım!

2010 Dünya Kupası'nın ardından tam 16 yıl sonra Dünya Kupası arenasına dönen Paraguay, son yıllarda Güney Amerika futbolunun en dikkat çekici takımlarından biri konumunda. Eleme grubunda kıta futbolunun en güçlü üç takımı olarak gösterilen Arjantin, Brezilya ve Uruguay'ı mağlup eden Paraguay, Dünya Kupası Güney Amerika Elemeleri'ni 28 puanla 6. sırada tamamlayarak 16 yıllık özlemine son vermeyi başardı. Paraguay, birçok rakibi ciddi anlamda tehdit edebilecek bir takım hüviyetine sahip. Takım olarak ikili mücadelelerde rakiplerine karşı sert ve fiziksel açıdan güçlü bir yapı sergiliyorlar. Savunma yaparken rakiplerini 4-4-2 dizilişiyle orta sahada yoğun baskıyla karşılıyor ve eleme aşamasında kalelerinde yalnızca 10 gol görüyorlar. Topu rakipten kazandıktan sonra pas yaparak oyun kurmak yerine, rakip yerleşmeden hızlı bir şekilde kaleye gitmeyi tercih ediyorlar. Bu da geçiş oyununu benimsediklerini gösteriyor.

Paraguay'ın yeniden şahlanışının baş aktörü ise Gustavo Alfaro. Elemelerde son 12 maçını Alfaro yönetiminde oynayan Paraguay, bu süreçte tek mağlubiyetini Brezilya karşısında alırken 1,91 puan ortalaması yakaladı. 63 yaşındaki Arjantinli teknik adam, 2022 Dünya Kupası'na Ekvador'u taşımasının ardından bu kez kıtanın farklı bir ülkesi olan Paraguay ile aynı heyecanı ikinci kez yaşayacak. Takımın öne çıkan isimleri arasında, yıllarca Newcastle United formasıyla Premier Lig'de izlediğimiz ve şu anda MLS ekiplerinden Atlanta United'da forma giyen 32 yaşındaki Miguel Almirón, Brighton forması giyen orta saha oyuncusu Diego Gómez ve yine aynı mevkide oynayan, Strasbourg formasıyla 42 maçta 12 gol ve 9 asist üreterek 21 gole doğrudan katkı sağlayan 22 yaşındaki Julio Enciso yer alıyor.

Ancak asıl dikkat çeken isimler savunma hattında bulunuyor. Savunmanın 33 yaşındaki deneyimli ismi Gustavo Gómez ile Sunderland forması giyen 29 yaşındaki Omar Alderete, uzun boylarının avantajıyla duran toplarda etkili olabilen oyuncular. Kanatlarda ise özellikle hızıyla öne çıkan Ramón Sosa ve yaratıcı kimliğiyle Julio Enciso, takımın hücumdaki en önemli silahları konumundalar. Bütün bu özelliklerine rağmen Amerika Birleşik Devletleri karşısında alınan 4-1'lik ağır yenilgi, Paraguay adına önemli soru işaretlerini de beraberinde getirdi. Bu nedenle Türkiye karşılaşması, Dünya Kupası yolunda adeta bir ölüm kalım maçı niteliği taşıyor. Paraguay, her ne kadar kâğıt üzerinde favori olarak gözükmese de agresif futbolu ve hücumdaki etkinliğiyle dikkat çekiyor. Güney Amerika temsilcisi, turnuvanın sürpriz yapma potansiyeli en yüksek takımlarından biri olarak öne çıkıyor.

Son şampiyonların acı hüsranı

23. kez düzenlenecek Dünya Kupası öncesinde geçmiş turnuvalara baktığımızda dikkat çekici bir istatistik karşımıza çıkıyor. Son dünya şampiyonları, bir sonraki turnuvada çoğu zaman bekleneni veremiyor ve kupaya erken veda ediyor. Bugüne kadar düzenlenen 22 Dünya Kupası'nın 6'sında, bir önceki turnuvanın şampiyonu grup aşamasında elendi. Başka bir ifadeyle, Dünya Kupası tarihinin yaklaşık üçte birinde son şampiyonlar, taçlarını ilk turda kaybetti. 1934 ve 1938 yıllarında üst üste şampiyon olan İtalya, 1950'de Brezilya'da düzenlenen turnuvada gruptan çıkamayarak kupaya veda etti. 1958 ve 1962'de üst üste iki kez mutlu sona ulaşan Brezilya da 1966 İngiltere Dünya Kupası'nda grup aşamasında elendi. Bu sonuç, Sambacılar'ın Dünya Kupaları tarihinde grup aşamasında yaşadığı ikinci ve bugüne kadarki son erken veda olarak kayıtlara geçti.

Horozların 21. asır kabusu

1998'de kendi ülkesinde düzenlenen turnuvada tarihinin ilk Dünya Kupası zaferini yaşayan Fransa, 2002'de Güney Kore-Japonya ortaklığında gerçekleştirilen organizasyona son şampiyon apoletiyle geldi. Ancak A Grubu'nda oynadığı üç karşılaşmada yalnızca 1 puan toplayabilen Horozlar, son sırada yer alarak kupaya veda etti. Böylece Fransa, 38 yıl sonra yeniden başlayacak olan son şampiyonlar kabusunun ilk başrol oyuncusu oldu.

Çizme için rüya sonrası kabus

2006 Dünya Kupası finalinde Fransa'yı penaltılarla mağlup ederek mutlu sona ulaşan İtalya, dört yıl sonra Güney Afrika'da büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Sadece iki puan toplayabilen Gök Mavililer, grubunu son sırada tamamladı. Aslında bu, İtalyan futbolunun uzun sürecek kötü günlerinin başlangıcıydı. Bir sonraki Dünya Kupası'nda da grup aşamasında elenen İtalya, son üç Dünya Kupası'na ise katılma başarısı dahi gösteremeyerek dünya futbolunu şaşkınlığa, ülkesini ise hüzne boğdu.

Matadorların duraklama başlangıcı

Son çeyrek asra damga vuran milli takım hangisi diye sorsak, birçok futbolseverin aklına ilk olarak İspanya gelir. 2008 Avrupa Şampiyonası, 2010 Dünya Kupası ve 2012 Avrupa Şampiyonası zaferleriyle üst üste üç büyük turnuvayı kazanan Matadorlar, milli takımlar düzeyinde tartışmasız zirveye yerleşmişti. Ancak 2014 Brezilya Dünya Kupası, İspanyollar için adeta bir kâbusa dönüştü. Önce Hollanda karşısında alınan 5-1'lik ağır yenilgi, ardından Şili karşısındaki 2-0'lık mağlubiyet, son şampiyon İspanya'nın henüz ikinci maçlar sonunda kupaya veda etmesine neden oldu. Bu sonuç, Matadorlar için duraklama döneminin başlangıcı oldu.

Panzerler mahşerin son atlısı

Joachim Löw yönetimindeki Almanya, 2014 Dünya Kupası'nda 24 yıllık şampiyonluk özlemine son vermişti. Ancak Panzerler, 2018 Rusya Dünya Kupası'nda bekleneni veremedi. Sadece bir galibiyet alabilen Almanya, grubunu ilk iki sıranın dışında tamamladı ve 80 yıl sonra tarihinde ilk kez Dünya Kupası'na grup aşamasında veda etti. Üstelik bu başarısızlık tek seferlik olmadı. Panzerler, bir sonraki turnuvada da gruptan çıkamayarak Dünya Kupaları tarihindeki en sancılı dönemlerinden birine girmiş oldu.

Zirveye çıkmak zor, orada kalmak daha zor

Dünya Kupası tarihi gösteriyor ki kupayı kazanmak kadar onu koruyabilmek de büyük maharet istiyor. Çünkü futbolun zirvesine çıkmak zor... Ama zirvede kalmak çok daha zor...

Hoş geldin Çorumspor

Bir şehir düşünün… Taşlarında tarih saklı… Rüzgârında medeniyet kokusu… Tam 4 bin yıldır Anadolu'nun bağrında dimdik duran Hattuşa'nın gölgesinde büyümüş bir şehir… Bir yanı mertliği ve sertliğiyle yoğrulmuş İç Anadolu… Bir yanı Karadeniz'in asi dalgaları gibi… Ve tam ortasında Cumhuriyet'in yükünü omuzlamış vakur bir Anadolu şehri… İşte o şehrin çocuklarıydı Çorum FK… Bir futbol takımından fazlası… İki kez kurulmuş bir kader… Bir kez yıkılmış… Bir kez küsmüş… Sonra küllerinden yeniden doğmuş bir inat… "Demir Leblebiler" derler onlara… Çünkü bazı şehirler yalnız ekmekle değil, sabırla büyür. Bazı takımlar yalnız formayla değil, aidiyetle ayakta kalır. Ve şimdi… Daha dün sayılacak kadar yakın bir zamanda adım attıkları 1. Lig'den, Konya gecesinde Süper Lig'e uzandılar.
Ve Konya gecesi… O tarihin satırlarına Çorum FK adını işledi. Kenarda genç bir teknik adam vardı… Uğur Uçar… Sanki yılların tecrübesini gençliğin cesaretiyle harmanlamıştı.
Anadolu inadını, şehir aidiyetini ve modern futbol aklını aynı potada eritip takımını pupa yelken Süper Lig'e taşıdı.
Konya gecesinde yalnız tribünler değil bir şehrin tamamı havalara zıplıyordu.
Belki Hattuşa'nın binlerce yıllık taşları da o gece susmadı… Belki Çorum sokakları sabaha kadar o sevinci taşıdı… Belki yıllardır bu günü bekleyen insanların duaları gökyüzüne yükseldi… Çünkü bazı takımlar şampiyon olur… Bazıları ise bir şehrin kaderini değiştirir.
Hoş geldin Hitit Güneşi, Hattuşa Beyi, Anadolu sevinci… Kırmızı siyahlı sevinç, Süper Lig apoletli Çorumspor… Kalıcı ol, başarılı ol, hep gönüllerde ol…

Finalde kaybettiler!

Konyaspor, bu finale kadar hiç kaybetmeden yürüdü... Bozkırın çocukları her turda biraz daha büyüdü, biraz daha inandırdı kendini. Zor maçlardan geçti, devleri devirdi, umutları omzunda taşıdı. Ama futbol bazen en acı cümleyi, en güzel hikâyelerin sonuna yazar... Yeşil beyazlılar, hiç yenilmeden geldikleri finalde ilk mağlubiyetlerini yaşadı. Ve o mağlubiyet sadece skor tabelasına değil, Konya'nın gecesine de düştü. Antalya semalarında gece ağır ağır mora dönerken, sanki Alpaslan Çakar dev final için özel bir finans tablosu hazırlamış gibiydi... Bir tarafta uzun vadeli konut kredisi ciddiyetiyle oynayan Konyaspor, diğer tarafta "bu işi hemen bitirelim" telaşıyla sahaya çıkan Trabzonspor...

İlk düdükle birlikte temkin sahaya yayıldı. Konyaspor kontrollüydü. Trabzonspor ise Karadeniz dalgaları gibi sert ve aceleci... Sanki bordo mavili oyuncular kupayı bir an önce alıp memlekete götürmek ister gibiydi. İlk yarıda oyun dengedeydi ama eşitliği bozan bir an vardı. Pina taşıdı... Sadece topu değil, Trabzonspor'un kupaya olan inancını da taşıdı.

Paul Onuachu ise gecenin en güzel cümlesini yazdı. Öyle bir gol attı ki... Hazırlanışı ayrı alkış aldı, bitirişi ayrı hayranlık uyandırdı. Top filelere giderken Antalya'daki gece bir anda Karadeniz'e döndü. İlk yarının geri kalanında korku, cesaretin önüne geçti.

"Onana'yı kaç kez gördük?" deseler, akıllara Bardhi'nin çaprazdan auta gönderdiği top gelirdi. Çünkü bu bölüm biraz da kalecilerin değil, kaybetmek istemeyen insanların maçıydı. Hakem ilk yarıyı uzattıkça uzattı...Dakikalar büyüdü, gerilim ağırlaştı. Ve finalin ilk perdesi 52. dakikada soyunma odasına yürüdü. Ama ikinci yarıya bambaşka bir Konyaspor çıktı. Bozkırın sert rüzgârı Antalya'ya indi adeta. Dakika 50'de Muleka'nın golüyle Anadolu Kartalları yeniden ayağa kalktı. Konya umutlandı, tribünler canlandı, final yeniden başladı.

Ve sonra gecenin kırılma anı geldi... Dakika 58... Topun başında eski Trabzonsporlu Bardhi vardı. Belki de kupanın kaderini değiştirecek penaltı için... Tribünler sustu. Şehirler nefesini tuttu. Ama futbol bazen geçmişi de oyunun içine karıştırıyor. Bardhi vurdu... Ve top ağlarla değil, kaçan bir ihtimalle buluştu. İşte o an, final yeniden Trabzonspor tarafına döndü. Son bölümde bordo mavili takım tecrübesiyle ayakta kaldı. Konyaspor ise mücadeleyi bırakmayan yüreğiyle alkış aldı. Ve gece sonunda bir şehir sabaha şarkılarla uyandı... Diğer şehir ise başı dik ama sessizdi. Çünkü bazı finaller kupayla değil, bıraktığı hikâyeyle büyür. Ve böylesine ağır baskının, yüksek tansiyonun yaşandığı bir gecede; Halil Umut Meler de düdüğüyle oyunun önüne geçmeden, finalin ruhunu bozmadan maçı başarıyla yöneten isim oldu.

Akılların mücadelesi

Finale göz kırpan iki takımın randevusunda, sahaya sadece formalar değil, fikirler de çıktı. Biri hücum zenginliğiyle konuşan Beşiktaş... Diğeri sabırla, disiplinle, akılla direnen Konyaspor... Ve o akşam, Konya'nın sesi İstanbul'da yankılandı. 'İkonium Kartalı' yeşilbeyazlılar, 36. dakikada direkten dönen o tehlikeli an dışında siyahbeyazlılara adeta nefes aldırmadı. Bir savunma değil bu... Bir irade, bir inat, bir planın sahaya yansımasıydı. Oyunun merkezi kilitlendi. Pas yolları daraldı. Zaman, Beşiktaş için hızla değil, zorla akmaya başladı.

İkinci yarı... Sahne değişmedi. Beşiktaş hücum etti, Konyaspor direndi. Biri dalga oldu, diğeri kayalık... Çarptı, dağıldı, geri döndü. Bir an geldi, bir boşluk doğdu. Top, Enis Bardhi'nin önüne düştü. O an... Sadece bir pozisyon değildi. Bir şehrin kalbi orada attı. Vursa... Bitse... Yazılsa... Ama olmadı. Top ağlarla buluşmadı, ve o saniye, Konya'da zaman durdu.

Gol kadar, kaçan gol de yazılır tarihe. Ve Bardhi... 87'de bu kez yazdı aslında. Top ağlarda, umut gökyüzünde... Ama bayrak havada. Bu maç sadece oyuncuların değil, akılların mücadelesiydi. Ve o aklın adı bir kenarda net şekilde yazıldı: İlhan Palut... İlk 45'te plan... İkinci 45'te sabır... Ve iki yarıda da kusursuza yakın uygulama... Rakibini sadece durdurmadı, onu düşündürdü. Yavaşlattı, yordu. Bu, taktikten öte bir ustalıktı. Son söz mü? Bu maçın skoru ne olursa olsun, sahada bir gerçek vardı: Konyaspor, sadece savunmadı... Oyunu yönetti. Ve bazı geceler vardır, gol atamasan bile futbolu kazandığını hissedersin.