Fenerbahçe'de Obradovic'ten futbol yorumu! "Böyle oynarlarsa..."
- Fenerbahçe Galerileri
- Yayın Tarihi: 14.05.2019 - 22:59
- Güncelleme Tarihi: 14.05.2019 - 23:00
Koç, beşinci geleneksel Final Four öncesi röportajımıza hoş geldiniz.
Fena değil, değil mi?
Fena değil.
Bakalım bunu yapmaya devam edebilecek miyiz?
Elbette herkes finale kalmaktan, kupa kazanma ihtimalinden bahsediyor ama ben beş yıl üst üste Final Four'a kalmaktan söz etmek istiyorum. Çünkü siz bile, tüm zamanların en çok kazanan antrenörü olarak kariyerinizde bunu hiç başaramamıştınız.
Zamanı gelmişti. Çok mutluyuz. İlk geldiğimde herkes Final Four'a kalmaktan bahsediyordu. Ana hedef buydu. Oyuncularımız ve kulüp felsefemiz sayesinde bu hedefe ulaştık. Çok çok mutluyum, çünkü bunun ne kadar zor olduğunu biliyorum. Her yaz kadronuzda bazı değişiklikler olur ve bu değişiklikler sonrası herkesle mücadele edip Final Four'a kalmak için yeterli seviyeye çıkmak istersiniz. Bu sene çok iyi basketbol oynadık. Bu, yazın iyi iş yaptığımızı ve bazı kilit oyuncularımızın sakatlığına rağmen iyi basketbol oynamanın bir yolunu bulduğumuzu gösterir. Oyuncularımı şu ana kadar yaptıkları her şey için tebrik ediyorum.
Aynı zamanda Türk basketbol tarihinde de bir ilk. İlk kez yeni formatta bir Türk takımı normal sezonu lider bitirdi. Bu da zor olsa gerek, çift maç haftalarını da düşünürsek.
Evet ama o herkes için zor. Bence bizim için sezonun başında oynadığımız zorlu fikstür önemliydi. Barcelona, Olimpiakos ve Maccabi deplasmanlarını erken oynadık ve kazanmayı başardık. Bir şekilde bu oyuncularıma büyük bir güven aşıladı. Elbette daha çok çalışmamız gerektiğini anladık, her maç zordu. Ne olursa olsun, çalışma tarzımızdan ve maçlardaki reaksiyonumuzdan çok mutluyum. Bazı maçlarda anahtar oyuncularımız yoktu. Takımın kalanının cevabı çok olumluydu. Takımın basketbolundan dolayı çok mutluyum.
Bu sezon hikayelerden ibaret. Fenerbahçe Beko'nun sezonunu düşündüğümde hikayeler aklıma geliyor. İlk hikaye Tyler Ennis ve onun uyum süreci. Hatta Kaunas'taki Zalgiris maçında iyi oynadı ve galibiyete katkı sağladı. İlk hikaye Tyler Ennis'ti, birçok soru vardı. Zeljko Obradovic daha önce hiç Avrupa'da oynamamış, NBA'den gelen Kanadalı bir oyun kurucuyla oynayabilecek miydi? Çünkü sizin oyununuzda birçok detay var. Nasıl başladı ve talihsiz sakatlığa kadar nasıl gelişti?
Evet o maç Tyler için en iyi noktaydı. Felsefemizi anlamaya başlamıştı. Hep konuştuk, zamana ihtiyacı vardı. Onun için çok üzgünüm. Bu noktaya kadar takıma katkı sağladığı doğru. Sakatlık sonrasında takımın neye ihtiyacı olduğunu anlamamız gerekiyordu. Bazı seçeneklerimiz vardı. Ben her zaman çok düşünüp takım için en iyi opsiyonu bulmak isterim. O noktada Erick Green ile yürümek istedim. Oyun kurucu değil ama tecrübeli birisi. Takıma da çok yardımcı oldu. Erick'ten memnunum.
Hikayeleri düşününce, ana oyun kurucularınızdan biri Kostas Sloukas'tı. Saf oyun kurucu olarak bir tek o kalmıştı. Ben bir molayı hatırlıyorum, herkes de o Tel-Aviv'deki molayı konuştu. Biz yayındayken Kostas Sloukas'ı baskıdan korumaya çalışıyorsunuz gibi hissettik. Siz "Bir şey yapmadan önce bana sormalısın" dediniz. O molayla ilgili ne hatırlıyorsunuz?
İnsanlar bu molayı konuşuyor. Molalar çok özel anlardır. Oyuncuları bir dakika içinde uyandırmak ve savunma ve hücumda nasıl devam etmeleri gerektiğini anlatırsınız. Çok fazla bilgi verirsiniz. Her maçta benzer durumlar görebilirsiniz. İşin önemlisi, Kostas benim ona ne kadar güvendiğimi biliyor. Kostas geldiği güne oranla bizim için çok daha kilit bir oyuncu. Olimpiakos'ta oynadığı basketbolun çok dışında. Bu takımın liderlerinden biri. Herkes bunu biliyor. Çok akıllı, benim onunla nasıl konuştuğumu anlıyor. Benim fikirlerimi biliyor. O sahadaki koç. Bazen onunla bu şekilde özel ve direkt konuşunca, Kostas benim ne istediğimi anlıyor. Sadece Kostas ile değil, her oyuncuyla böyle. Benim işim bu. Maç boyunca oyuncuları uyandırmak, bazen sakinleştirmek, ki sonunda işimi yapabileyim.
O molayla ilgili çok detay var. Bir basketbolsever olarak molalarda ne söylediğinizi anlamaya çalışıyorum ve çok şükür ki antrenörler buna izin veriyor ve bazı detaylar bulabiliyorum. Siz Sloukas'ı uyandırmadan önce bir şey söylediniz. Jan Vesely baskı yüzünden topu Sloukas'a verememişti ve dribling yaparken topu kaybetti. Siz "Jan, bunu yapmaya hakkın var ama önünde alan varsa." Yani şunu anlıyorum, her oyuncunuzun saha içinde bir özgürlüğü de var.
Evet, bu olmadan imkansız. Her şey güvene bağlı. Oynamak istediğimiz basketbolu oyuncularımın iyi anladığını düşünüyorum. Hücumda ve savunmada bazı temel şeyleri daha iyi anlamaları için tekrarlamamız gerekiyor. Sen çok iyi bir örnek verdin, basketbolda alan çok önemlidir.
Zeljko Obradoviç basketbolundan bahsederken saha içi yerleşimi ve zamanlamanın önemini söyleriz. Elbette saha içi yerleşimi öncelikli. Sizinle 2012'den bu yana 12 ya da 13. röportajımız ve ilk günden bu yana her seferinde bunu konuşuyoruz. Saha içi yerleşimini sağlamak adına kadroyu koruyabilmek ne kadar önemli?
Çok önemli. Antrenör olarak işim daha kolaylaşıyor. Bazı oyuncularla dediğin gibi beş yıl, Melih Mahmutoğlu'yla altı yıl, bazıları üç, dört... Bilemiyorum. Benim için idmanda kısa bir mola alıp "hadi geçen seneden şu seti oynayalım" demek çok kolay. Herkes hatırlıyor. Bazı setleri ya da savunma taktiklerini. Sonrasında maç içinde de yapıyoruz. Tabii ki bu tarz bir otomatizm yakalamak işleri kolaylaştırıyor.
Setlerinizden bahsederken, onları anlamaya çalışırken, bu sezon sanki setten çok konseptlere sahip olduğunuzu görüyoruz. Yani set isimleri söylemek yerine konseptlerle yürüyor gibisiniz. Bazı şeylere oyuncular karar veriyor gibi.
Konseptler her zaman oyunun bir parçasıdır. Tabii ki ben her zaman bazı şeyleri değiştirip geliştirmeye inanırım. 27 yıl önce Avrupa şampiyonu olduğumda nasıldım, hatırlıyorum. Bugün, daha farklı bir antrenörüm. Bunu biliyorum, çünkü kendimi geliştiriyorum. Her gün kendinizi geliştirmek ve daha iyi olmak için iyi bir fırsattır. Oyuncular için de geçerli. Kendilerini geliştirmeliler. Biliyorum, beş yılı benimle geçirince bazı şeyleri tekrar etmek onlar için çok sıkıcı oluyor. Ancak bazı yeni oyuncular var ve tekrar etmek zorundasınız. Bu iş böyle. Birçok oyuncumun onlardan neyi talep ettiğimi bilmesi beni mutlu ediyor. Biliyorsun, hücum konseptinden bahsederken çok önemli bir şeyi konuşuyoruz. Her şeyi oyuncularım için kolaylaştırmak istiyoruz. Evet, çok fazla setimiz olsa bile en sonunda ana konseptimize dönüyoruz. Ne istiyoruz ve rakibe nasıl hücum etmek istiyoruz. Bu çok basit ve bunu anlıyorlar.
Ayrıca Fenerbahçe ikili oyun temelli bir takım değil. Belki bir perdelemeyi sırtı dönük oyun için kullanıyorsunuz ama ikili oyun temelli bir takım değilsiniz. Evet, bazı ikili oyun temelli takımlarınız oldu ama bu sene daha farklısınız. Dışarıdan böyle hissediyoruz.
Her şey oyuncularınızın kalitesine bağlı. İkili oyun herkesin kullandığı bir şey ve tabii ki bizde de ikili oyun kullandığımız çok fazla set var. Israr ediyorum, bu oyuncularınızın kalitesine bağlı. Ne istiyorsunuz? Elimizdeki oyuncuların kalitesine göre pota altı oyunumuz var. Sırtı dönük oynayabilecek oyuncularımız ve destekleyici şutörlerimiz var. Kendinizi buna göre hazırlamalısınız. Topu pota altında istiyoruz, evet. Ancak neden? Çünkü bu aksiyonla bazı avantajlar elde edebilirsiniz. Bunu anlamak için, sezonun sonunda ikilik ve üçlüklerde ligin en yüksek yüzdeye sahip takımı olmamıza bakabilirsiniz. Eğer hücumda dengeniz olmazsa, eğer bencil olmayan oyuncularınız ya da şut kullanmayı sevmeyen oyuncularınız olmazsa bu tip yüzdelere sahip olmak çok zor.
Euroleague'in zirvesinde gördüğüm şey de ilginç. Elbette birçok takım çeşitli bir oyuna sahip. Fakat her takımın etiketine bakarsanız, örneğin Real Madrid birçok perde çıkışı oyunu tercih ediyor.
Evet.
CSKA Moskova bire birleri, özellikle bu sezon Will Clyburn ve Cory Higgins ile kullanıyor.
Evet.
Siz daha çok sırtı dönük oynuyorsunuz. Efes daha çok kısaların ikili oyunu üzerinden yaratıyor. Basketbolseverler için bu çeşitliliği görmek güzel. Siz nasıl görüyorsunuz.
Doğru söylüyorsun, her takımın kimliğini tamamen tanımladın. Tabii ki bu oyunlarının bir parçası. Söylediklerinle aynı fikirdeyim. Bu iyi bir şey. Herkesin aynı tarza sahip olmaması çok güzel. Tabii ki rakibe göre değişiklik gösterir. Oyuncularıma "savunma her zaman size bir şey verir, onu kullanın" derim.
Sezonun hikayelerinden bahsediyorduk. Çoğu hikaye sakatlıklardan oluştu. Mesela Kostas Sloukas Barcelona deplasmanında oynamadı. Üstelik son dakika kararıydı ve sizin işiniz zordu. Her şey orada başladı. Birçok önemli oyuncunun önemli maçlarda oynamaması bir seri oldu. Sizin ve yardımcılarınızın reaksiyonu ne oldu? Sonra da oyuncularınız.
Olan olmuştu. Düşünecek zamanımız yoktu ve kalan oyuncuları hazırlamaya odaklandık. Reaksiyonları mükemmeldi. Barcelona maçını hatırlıyorum, o maçta Sinan da yoktu. Bobby tek oyun kurucuydu ve Marko Guduriç'i oyun kurucu oynattık. Kendimizi iyi hazırladık. İyi bir maç çıkardık. Bu örnekten sonra, sezonun diğer maçlarında önemli oyuncular yokken nasıl davranacağımızı öğrendik. Oyuncularımla bu şekilde gurur duyuyorum.
Guduriç'in o maçta bir numara oynadığını söylediniz ama bazı lig maçlarında beş numara bile oynuyor. Bunun sırrı ne?
Sır değil. Euroleague sezonunun önemli bir kısmında Lauvergne yoktu, neredeyse üç ay. Aynı zamanda Vesely de öyle. İki uzun olmadan oynadık. Onların yokluğunu aklı ve kalitesi farklı pozisyonlarda oynamaya müsait Gigi Datome ve Nikola Kalinic gibi oyuncularla kapattık. Fakat öyle bir noktaya geldik ki, onlar da yok. Muhtemelen hayatımda ilk kez beş guard'la oynayacağım. Gerçek guard, yani bir iki numara. İdmanlarda takımın reaksiyonu çok iyiydi. Genç takımdan bazı çocuklar geldi. Onların da istek ve takıma yardımlarından tatmin oldum. 40 dakika Ahmet ve Nicolo Melli'yle oynamamız mümkün değil. Başka bir oyun oynayacağız. Benim için takıma nasıl yardım ettiği ve oynadığı dakikalarla, yaşadığımız bu sakatlıklar esnasında gösterdiği performansla inanılmaz sezon geçiren oyuncu Nicolo Melli. Ben ona her zaman dinlenme vakti vermek istiyorum. Çok fazla dakika oynamasını istmiyorum, çünkü işinin kolay olmadığını biliyorum. Nico karakterli birisi. Bana "Koç, endişelenme. Ben oynayacağım. İstediğin kadar oynayacağım." diyor. Çok teşekkür etmek istiyorum. Tabii ki tüm oyuncularıma ama uzunlarla yaşadığımız problemleri düşününce, o benim için çok özel bir durumdaydı.
Sezon içinde öğrendiğimiz bir bilgi beni üzdü. Yayında "Nicolo Melli daha agresif olabilir" diye düşünüyordum ama Melli'nin de bir sakatlığı varmış ve sakatlığına rağmen oynuyormuş. Buna şapka çıkarırım, saygıyı hak ediyor.
Evet, bu doğru. Ancak kendini korumak için çok çalışıyor. Hiçbir zaman şikayet etmiyor, durmak istemiyor. Bu yüzden ona çok saygı duyuyorum. Sadece Nico değil, başka oyuncular da var. Bu, takım için fedakârlık yaptıklarını ve hem takımı hem basketbolu sevdiklerini gösteriyor. Ben kimseyi oynaması için zorlayacak bir antrenör değilim. Her durumda onların nasıl hissettiğini sorarım. Çünkü oyuncu kendinin nasıl hissettiğini, takıma yardımcı olup olamayacağını bilir. Sonunda bana gelip "Koç, hazırım" derse, benim için en güzeli olur.
Fakat siz her zaman oyuncularınızı dinlemiyorsunuz. Jan Vesely'nin Pire'ye Olimpiakos maçı için gelmek istediğini biliyorum. Siz "Hayır, ailenle kalman gerekiyor" dediniz.
Onun tarafından değerlendirince, gelip oynamak istemesi iyi bir şey. İdmana gittim, oyuncularıma dönüp, Jan ile yaptığımız konuşmayı söyledim ve onun hazır olmadığını anlattım. Ben hazır oyuncularla, kendilerini maça hazırlamış oyuncularla oynamak isterim. Şüphesiz ki Jan'ın kalitesinde biri her zaman işe yarardı. Ancak bu seferlik Jan'ın iyiliği için ailesinin yanında bulunmasının daha iyi olduğunu düşündüm ve takım olarak son dakikada bir sürpriz yaşanmasını istemedim.
Siz her zaman aileyi ve kişilikleri basketbolun önüne koyarsınız. O noktada kararı Jan'ın yeni doğan bebeği ve ailesiyle kalması gerektiğine karar verdiniz.
Evet... Bu Jan'ın hayatının en iyi anıydı. Maçlar, kaç tane bilmiyorum. Binlerce. Ailesiyle geçirdiği bu an, bizi çok mutlu etti. Bence hayatta bazı anlar vardır... İnsanları destekleyip onların yanında olman gerekir. Günün sonunda hayatta basketboldan daha önemli bazı şeyler vardır. Basketbol benim için her şeydir, buna rağmen öyle.
İstanbul'daki hayatınızdan bahsetmek istiyorum. Buradaki altıncı yılınız. Neler yapıyorsunuz? Boş vakitlerinizde ne yapmayı seversiniz, gerçi çok boş vaktiniz olmadığını da biliyorum. İstanbul'da ne yapmayı seversiniz?
Gerçekçi olmak gerekirse, çok vaktim yok. Birçok dostum olduğu için şanslıyım. Normalde Euroleague maçlarından sonra arkadaşlarımla vakit geçiririm. Tek fırsatım bu. Onlarla gecenin geç saatlerine kadar süren yemekler yerim. Sabah bir yükümlülüğümüz olmadığı zaman böyle. Eğer izin günlerim varsa, şehirde deniz kıyısında bir yere giderim. İyi mekanlara gidip aile ve arkadaşlarımla olmak isterim. Sıradaki şeye hazır olmak isterim. Her anı, bir sonraki maça en iyi şekilde hazırlanmak için kullanırım.
Her zaman sakinliğinizi nasıl korursunuz? Bazı anlar geliyor, önce hataya tepki veriyorsunuz. Sonra oyuncular molaya yürürken sizi bir-iki kez nefes alırken görüyorum. Molaya öyle başlıyorsunuz. Bir duyguyu bu kadar yukarıda yaşadıktan sonra sakinleşmek nasıl mümkün oluyor?
Bunu bana soruyorsan, gerçekten bilmiyorum. Ben elimden geldiğince işime odaklanıyorum. Böyleyse de bilmiyorum. Molayı oyuncuları özel notlar vermeye ve sonrasında olacaklar için cesaretlendirmek adına kullanıyorum.
Phil Jackson hayatında hep Zen felsefesini kullandı. Siz böyle felsefi ya da psikolojik destekler alıyor musunuz?
Ben oyunculara karşı açık olmaya inanırım. Sertseniz ve her şeyi doğrudan herkesin yüzüne söylüyorsanız çoğu insan bunu sevmez. Ben böyle biriyim. Her zaman kişisel ya da takımın oyununda ne kötüyse söylerim. Fakat olumlu şeyleri de söylerim. Bence en iyi felsefe bu. Dürüst olmak ve direkt olmak. Aynı zamanda onların da direkt olmasını isterim. İyi olduğunu düşündükleri her şeyi söylemeliler. Tabii ki kişisel bir şey olma ihtimali yok. Ben koçum, onlar oyuncu. Herkes için mümkün olan en iyi şekilde çalışacağız.
Gördüğüm şey şu. Fenerbahçe'yi bir opera olarak düşünürsek, bir sanatçı oynamıyorsa, diğer herkes onun repliklerini de ezbere biliyor. Bu Fenerbahçe'de büyüleyici bir olay. Her sezon, her takımda görebileceğiniz bir şey değil. Bunu nasıl mümkün kılıyorsunuz?
Bilmiyorum. Takım olmamıza ve takım gibi oynamamız gerektiğinde ısrarcıyım. Kadrodaki herkes önemli ve sahadaki zamanını iyi kullanmak zorunda. Maç ve idmanı büyük duygularla yaşıyorum. Herkesin konsantre olmasını istiyorum. Bu yüzden bench'e dönüp oradaki oyuncularla konuşuyorum. Onlar benim ne yapmamız gerektiğini anlayınca çok mutlu oluyorum. Bazen mükemmel, bazen değil. Olmadığı zaman benim tepki vermem gerekiyor. Eğer her maçta ve sezonda böyle olmasını bekliyorsanız, bu imkansız. Bu koçun işi. Sadece koçun değil, ekibim var. Vlade, Erdem, Izqi, Bata, İlker bana çok yardımcı oluyor. Birçok kez onlar benchteki ya da parkedeki oyuncularla konuşuyor.
Antrenörlük kariyerinizde 60'larda, 70'lerde, 80'lerde, 90'larda ve şimdi 2000'li yıllarda doğmuş oyuncularla çalıştınız. Beş jenerasyon. Fark ne?
Fark var, kesinlikle. Ancak bir kez daha onlarla yakın olmaya çalışıyorum. Onların da insan olduğunu, özel hayatlarının olduğunu anlıyorum. Sonuçta genç insanlardan bahsediyoruz. Bazen dediğin gibi 18 yaşındakiler, bazıları da 35-36 yaşlarında oluyor. Hepsine aynı saygıyı gösteriyorum. Şimdi yeni jenerasyonla, yeni teknoloji ve yeni şeyleri görüyoruz. Ben insanlar arasında bire bir ilişkinin önemli olduğunda ısrarcıyım. Direkt iletişim çok yardımcı oluyor. Bunda ısrar etmeye devam edeceğim. Hayata farklı baktıklarını biliyorum, ancak her insanın hayatında daha önemli bir detaydan bahsediyorum.
Oyuncu yaklaşımı açısından fark ne? 30 sene önce oyuncular ne yapardı, şimdi ne yapıyor? Yaklaşımları ne? Genellikle yeni jenerasyonun konfor alanında kalmayı sevdiğini görüyorum.
Evet, öyle. Ancak basketbol da farklı. Eskiden bir kulüpte oynarsan, hayatın boyunca o kulüpte kalırdın. Kulüp değiştirmek çok zordu. Herkesten, hatta ailenden bile çok vakit geçirdiğin insanlarla oluyordun. Basketbol ve her konudan sohbet ederdik. Şimdi hayatımızdaki yeni şeylerle birlikte durum biraz daha farklı. Defalarca bunu tekrarlayacağım, bazen oyuncular kendi aralarında konuşmuyorlar, mesajlaşıyorlar. Eğer bu olmazsa, fikirlerini paylaşmazlarsa, sorun olur. Eninde sonunda onlar sahada bir aradalar. En büyük yardım burada gerekiyor. Oyuncularımın bana öğrettiği bir şey var, ben de doğru olduğunu düşünüyorum. İyi dostlar sahada dosttur. Saha dışında iyi arkadaş olmaları gerekmiyor. Bana sahada yardım et, sahada yardımına ihtiyacım var. Dışarıda içmek için yüzlerce insanı çağırabilirim. Herkes de gelir. Sonuçta o bir görev değil ve bunu yapmayı seviyorlar. Esas sahada yardıma ihtiyacım var. Benim için buradaki zor zamanda yardım gerekiyor. Eğer burada bana yardım edersen benim dostumsun.
Gördüğümüz kadarıyla takımınız da birbirine çok yardım ediyor. Özellikle savunmada. Bire birde çok iyi savunmacılarınız yok ama beşe beşte harika savunma yapıyorsunuz. Sebebi bu mu?
Yani eski usule dönüp yine bire bir defans yapmamız lazım. Her şey çok daha kolay olacak.