Çok yıldız var samanyolu yok
Karamsarlık için henüz çok erken ama yeni transferlerin büyüleyici bir etkisi henüz görülmedi. Hazırlık ve kupa maçları futbolumuzda beklenen rüzgarı henüz estirmedi. Aksine umutlara tül perde indi.
Van Persie, Nani, Eto'o, Gomez, Podolski, Mbia, Quaresma ve Sneijder'li bir lig; (Hadi biraz abartayım) neredeyse İtalya Seri A'dan bile renkli isimlerle donatılmış sayılır. Bu ifade; "Kuzguna yavrusu şirin görünür" kıvamında, sevimsiz bir ligi cilalamak girişimi değildir. Unutmayın ki uluslararası piyasanın yakından tanıdığı bu isimlerin Türkiye'ye transferleri; bütün dünyada "Önemli haber" kategorisinde sunuldu. Demek ki "Türkün Türke Propagandası" gibi içe kapanık bir değer sunumu değil. Dünya da ciddiye aldı. Ligimizin bu sezon gerçekten renkli olacağı kuşku götürmüyor da kaliteli olacağı konusunda hala tereddütler var. F.Bahçe, Trabzon ve Başakşehir'in Avrupa kupalarındaki futbolu, karamsarlığa yol açtı.
Geleceğe ve muhtemel parlak başarılara karşı hiçbir umut ışığı saçamadılar. Düşük tempoya oynuyoruz. Transfer yıldızı F.Bahçe bile Shakhtar karşısında beklenen patlamayı yapamadı. Takımın omurgası büyük ölçüde değişikliğe uğradığı için "Takım olma" konusunda doğal sorunları olabilirdi. Ama ortaya çıkan acı gerçek; sorunun sadece henüz takım olmamakla sınırlı kalmadığı anlaşıldı. F.Bahçe'nin Shakhtar karşısında sergilediği gibi, futbol adına hiçbir şey yapamaması, o mazerete dayandırılamaz. Atağın, pozisyonun, yaratılmış tehlikenin, şutun olmamasından vazgeçtim; sarı-lacivertliler rakip yarı alana bile girmekte zorlandı. Oyunun ikinci yarısında bu biraz sağlansa da daha çok rakibin katı savunma anlayışına kesin dönüş yapmasından oluşan fırsatlardı. Ukraynalılar, kendi kontrollerinde bize oynama alanı bıraktı. Gole mutlak ihtiyaçları olsaydı, bunu gerçekleştirecekleri konusunda belirgin bir özgüven içindeydiler. Sistemleri maçı 0-0'a bloke etmek üzerineydi. Başardılar.
ANNEMİZİN LİGİNE DÖNÜŞ MÜ?
Sayısız göz alıcı transfere rağmen; sanki eski düzen aynen devam ediyormuş gibi, hiçbir yaratıcı etkinin oluşmadığı maçlar hayal kırıklığı yarattı. Acaba, gene "anamızın liginde mi kalacağız" endişesi, keyiflerin kaçmasına neden oldu. Onca masraf boşuna mıydı? Van Persie'nin maçı son dakikalarında yakaladığı çok uygun bir pozisyonda; topa acemice ve hatta gülünç bir şekilde vuramaması, şaşkınlık yarattı.Nani de klasının çok altında seyrediyor. Podolski, sanki dublörünü Türkiye'ye göndermiş de kendisi bir yerlerde ense yapıyor gibi. Eto'o henüz teşrif etmedi. Sahaya dönüşünü bu kadar ağırdan alması, "Ne iş?" dedirttiriyor. Sneijder, geçen sezonki yırtıcılığını sergilemede biraz nazlanıyor gibi. Yıldızlar bu sezon Türkiye'ye bir bir geliyor ama onca yıldız kendi atmosferimizde henüz bir Samanyolu oluşturamadı.
TÜRK FUTBOLUNDA NELER EKSİK
1- Gölge depar yapmıyoruz.
2- Uzaktan şutları çok az deniyoruz.
3- Ver-kaçlarımız az ve etkisiz.
4- Topsuz oyunu sevmiyoruz.
5- Oyun disiplinimiz zayıf.
6- Taktiksel itaata uymuyoruz.
7- Maçın 90 dakika olduğu gerçeğini unutuyoruz. Oyundan çabuk kopuyoruz.
8- Hakemlerle çok oynuyoruz. Onu baskı altında tutmayı marifet sayıyoruz.
9- İkili mücadelelerde bitik kalıyoruz. Yerden kalkmıyoruz.
10- Oyundan alınmayı aşağılanmak olarak kabul ediyoruz. Sert tepki veriyoruz.
11- Kademeye geçme konusunda hem taktiksel, hem zamanlama, hem de yerleşim seçiminde tutarsızlığımız var.
12- Oyun tempomuz çok düşük. Hızlanalım derken de telaşa kapılıyoruz. Telaşın ardından da panik geliyor.
13- Defansın arkasına sarkma becerimiz yok.
14- Bölge pası alışkanlığına sahip değiliz.
15- Saha içi ve saha dışı "Profesyonel bilinç" noksanlığımız var. Özel hayatımızı disipline etmeyi sevmiyoruz.
Bütün bunları birlikte ve beraber uygulamaya alışkın eğitimli ve kaliteli yabancılar, (Sayıları çoğaldıkça) belki bunları kazanmamızda bize öncü ve örnek olurlar. Çünkü kendi başımıza adam olacağımız yok!
Fakat ne yazık ki sonunda onları da kendimize benzetiyoruz.
Böyle gelmiş, böyle gidecek.
Star