Spor yazarları Spartak Trnava-Fenerbahçe maçını yazdı
- Fenerbahçe Galerileri
- Yayın tarihi: 14.12.2018 12:37
EMRE BOL
Ersun Yanal ne düşündü?
Yahu futbolumuz hakikaten hisseli harikalar kumpanyası!
Takımlarımızın Avrupa maceraları başladığında, "Şeker gibi, lokum gibi kura" diyenler bugün itibariyle gerçeklerle karşı karşıya...
Galatasaray çok kolay bir gruptan, "rakibinin kaybetmesiyle" Avrupa Ligine devam ederken, Beşiktaş havlu attı!.
Öte yandan sezon başından beri -haklı olarak- eleştirdiğimiz Fenerbahçe, dün akşam Slovakya deplasmanında Spartak Trnava önünde formalite maçı oynadı.
Gruptan bu futbolla nasıl çıktıklarını inanın izah etmekte zorlanıyorum.
Artık takımın başına gelmesine kesin gözüyle bakılan teknik direktör Ersun Yanal dün gece oynanan karşılaşmayı izlediğinde acaba ne düşünmüştür?
Zira takım toparlanacak gibi değil.
.
Kimi tutsan elinde kalıyor! Bu arada bu kadar çok eleştirilirken, hala kötü mücadele etmenin sebebini anlayamıyorum.
Kötü oyna ama en azından soğukta tribünlere gelmiş taraftarlar için koş, mücadele et, isyan et!
En çok neye üzülüyorum biliyor musunuz?
Gençleri iyi bir takım içerisinde bir türlü göremedik.
Yiğithan kendisini çok geliştirmiş, Mahsun fizik olarak daha zayıf ama keçi gibi inatçı bir oyuncu.
Barış'ı da zaten önceden biliyoruz.
Oturmuş bir sistem takımında, iyi oyuncularla oynayabilseler üzerine katacaklarına gerçekten hiç şüphem yok..
Fenerbahçe'nin artık hangi kulvarda olursa olsun bundan sonra arka arkaya maç kazanmaya ihtiyacı var.
Umarım bu kabus dolu günler bir an evvel sona erer.
DR. GÜRKAN KUBİLAY
Işıksız bahçe
Bir daha asla bir arada göremeyeceğimiz bir 11 ile başladı F.Bahçe.3'lü savunma ile oynuyor, hücumun kanatlarını Barış ve genç Mahsun'a emanet ediyordu.Kötü başladı maç.
Oyun, seyir zevki açısından kötüydü.
Yiğithan'ın uzun pasları dışında hücuma çıkış alternatifi yoktu.
Jailson ve İsla'lı ön liberolarımızın hücuma pas desteği yoktu.
Takım geriden ve Şener, İsmail'li kanatlardan da oyun kuramayınca rakip kaleye gidemedik. Mahsun fizik ve kuvvet açısından bu seviyede değildi. Barış, çalım atarken rakibin içinden geçmeye çalışıyor,telaşlı oynuyordu.Slimani de ön tarafta boşuna sağa sola koşup durdu. İlk defa bir arada oynamak elbette kolay değildi ama bu kadar kötü olmamalıydık. Onlar da kötüydü ama kornerden gelen topla Türk oyuncuları Kubilay ile golü buldular.
İlk yarı bittiğinde, % 62 ile topu ayağında fazla tutan ama sadece 1 isabetli şutu olan, koordinasyonsuz bir takım izlemiştik.
2. yarıya da düşük tempoda başladık.Aslında maçın amaçsız oluşu ve eksilerdeki hava sıcaklığı da bu duruma etki ediyordu.İlginç ve tebrik edilesi olan bu maça dahi giden F.Bahçe taraftarı idi.
57 sonrası,ikinci yarının en iyisi Şener devreye girdi uzun pasına Slimani vuruşu, ceza sahası içine pasına Barış'ın kötü vuruşu ve ortasına Mahsun'un kötü kafası ilk pozisyonlarımızdı.
Yaratıcı oyuncusu olmayan, kenarda sadece 6 genç adamı olan takımdan fazla birşey de beklenemezdi açıkça. Ama Slimani'nin durumu en beteri idi.Son dakikalarda Skittel de santrafora gitti. Tanıdığım Yanal,Slimani ve Benzia'yı bu halleri ile oynatmaz,ön alanda baskı yapan hücumcu istediği için de Aatıf ve Dirar'ı affeder.
Ömer ve Deniz gibi 2000 doğumlu 2 genci kısa süre de olsa izlemek de gecenin güzelliği oldu.Yiğithan'ın sakatlığı üzdü.
Sonuç;Yanal'ın işi gerçekten çok zor.
GÜRCAN BİLGİÇ
Kayıp maç!
Grup matematiği 90 dakika bitimindeki sonuç için "Ne yersen ye" durumuna gelince, format bir anda "gençleri kazanalıma" döndü.
Sakatları ve yorgunları İstanbul'da bırakarak, oynanması gereken maçı tamamladılar. Üstlerinde baskı olmadığı halde yine "hiç bilinmez" modunda kalması da ilginçtiFenerbahçeli oyuncuların. İlk kez bu seviyede sahneye çıkan Mahsun'a bir şey demiyoruz elbette. Ancak İsmail Köybaşı, Barış Alıcı, Şener Özbayraklı veya ceza sürecindekiJailson'un daha agresif, farklı ve bir şeyleri ister gibi olmalarını bekledim. Yanıldım...
Üçlü savunma, eksiklerin yoğunluğunda seçilebilir bir format. Aslında, iki bek ve Isla ile birlikte altılı savunma oluyorsunuz. Jailson'u ekibe sokmadım dikkat edersiniz. Bu diziliş, bir duran top golü yedi. Bunun yanına bir-iki tane Harun kurtarışı ekledi.
Yenik başlanan ikinci 45'te yine altılı savunmayla devam etmek de ilginç. Dörtlüye dönüp, oyuncu bile değiştirmeden, formasyonunun nimetlerinden faydalanmak da tercih edilebilirdi. Ancak "vazgeçmişlik" duygusunun yoğunluğuna, maalesef eklenen bir şey daha var; yenilgiyi normal saymak.
Sonucu bir kenara iterek, oyun üstünden veya performanslara bakarak maçı yorumlamak daha doğru olabilir. Takım bütünlüğündeki arızaların özellikle genç oyuncuları için tartı kuramayacağımız gerçeğini de önümüze getirdiğini görmeliyiz. Trnava'da "kayıp" bir 90 dakika seyrettik. Bu takımın gruptan çıkması, taraftarların Mart ayında Avrupa heyecanını yaşatması da önemlidir. İyi niyetli olalım, böyle görelim.
EDİZ SIRAPINAR (MİLLİYET)
Erwin Koeman, gruptan çıkmanın rahatlığı mı, kadro darlığı mı, yoksa Phillip Cocu'nu anısına mı bilinmez Spartak Trnava karşısında direksiyona geçtiği günden bu yana ilk kez üçlü savunmayı tercih etmişti...
Bu kurguda genç Yiğithan, Reyes ve Skrtel'in arkadaki görevleri belliydi de geri kalanların ne oynadığını çözmek mümkün değildi...
Çünkü onlar da ne yaptıklarını bilmemekteydi... Gelişi güzel koşmaktan, bolca pas hatası yapmaktan öteye gidemediler. Orta alanı beşliyen İsmail ve Şener akıllarından hücum etmeyi bir dakika bile geçirmeyince, Barış ve genç Mahsun da çizgiye inmek yerine, sürekli Slimani'ye doğru koşular yapınca 40. dakikaya kadar maçta akşam trafiğini andıran bir tıkanıklık vardı...
İki takım da orta alana yuvalanıp, pozisyon üretmeye niyet etmezken tatsız, tuzsuz, sıkıcı bir oyun oynanıyordu. Ev sahibi devre biterken, Avrupa'da ilk defa şans verdiği genç gurbetçi Kubilay ile skor avantajını yakaladı. Golde burnunun dibindeki rakibini İstanbul Boğazı'nı ilk kez gören bir turist şaşkınlığında ağzı açık seyreden Isla'ya ne demeli acaba? Sadece Isla mı koca ilk yarıda Fenerbahçe formasını layıkıyla üzerinde taşıyan neredeyse tek bir futbolcu yoktu...
Uyumsuz, kararsız, etkisiz ve verimsiz Fenerbahçe ikinci yarıda skoru değiştirebilmek için hiçbir çaba göstermedi... Tempoyu artırmak, kanatları kullanmak, zayıf rakip önünde verkaçlar denemek varken, onlar her zamanki gibi skoru kabullenmeyi yeğlediler...
Fenerbahçe adına geleceği karamsar kılan en büyük sorun da bu teslimiyet anlayışı... Sahada isyan eden tek bir Allah'ın kulunu ara ki bulasın... Gencinden, tecrübelisine kadar kimsede ruh kalmamış... Herkes saklanıyor. Yardımlaşma, dayanışma hak getire...
Maç kaybedilir, puanlar verilir ancak karşı koyma duygusunuz gitmişse o zaman oturup kara kara düşünmek lazım... Ne kadar eksiğiniz olursa olsun Türkiye'de ikinci ligde zor tutunabilecek bir takıma karşı yarım pozisyonla maçı tamamlıyorsanız iğneyi biraz da kendinize batıracaksınız...