CANLI
SKOR
Serkan Korkmaz

Serkan Korkmaz

Boey gerçeği

Galatasaray'da Noa Lang ile Barış Alper Yılmaz'ın aynı formaya talip olduğunu düşünenler açıkçası yanıldı. Özellikle Leroy Sane'nin kadroya geri dönüşü sonrası kimin yedek kulübesinin yolu tutacağını o günün şartlarında değerlendirmek daha doğru olur ama İtalya'da Napoli antrenmanı yemiş Noa Lang'ın o isimlerden biri olacağını pek sanmıyorum. Dün akşamki mücadelenin skorerlerinden olsa da Yunus Akgün'ün Mario Lemina'lı orta saha rotasyonunda, Leroy Sane'nin dönüşü beklenmeden yedek kulübesinin yolunu tutma olasılığı bir hayli yüksek. Maç sonrası Libero YouTube kanalında yayın yaptığım Fırat Aydınus'a göre sarı-kırmızılıların ilk golü ofsayt... Her şeye rağmen maçın başından sonuna kadar üstün olan Galatasaray, sezonun rekor "isabetli pas oranı" ile oynadı ve galibiyeti hak eden bir irade sergiledi. Bir anda transferin son günü 2 yıl sonra geri dönen Sacha Boey'in, Kenan Yıldız'a önlem olarak alındığı bilgisi de yine Libero yayınında Mehmet Özcan tarafından duyuruldu.


Galatasaray için Süper Lig'de puan kaybı yaşama olasılığı olan maç sayısı bir hayli az. Zorlu geçmesi beklenen Çaykur Rizespor deplasmanında üç puana üç golle ulaşılınca, herkes ufaktan önümüzdeki hafta oynanacak Trabzonspor-Fenerbahçe maçından çok Şampiyonlar Ligi son 16 turu play-off etabındaki Juventus maçlarını konuşmaya başladı. Fakat benim daha çok merak ettiğim bir şey var; Victor Osimhen'in dün akşam attığı gol sonrası sevinmeyişinin sebebi neydi acaba? Konuştuğum birkaç kişi "kendine kızdı" yorumunda bulundu ama açıkçası ben çok emin değilim. Yine de tüm karşılaşma boyunca Victor Osimhen'in muhteşem mücadelesini sürdürdüğünü ve her zamanki gibi çok istekli oynadığını vurgulamalıyım.

Yaz Dostum

Galatasaray karşılaşmaya ligin ve maçın favorisi olarak görülen ev sahibi takım, nasıl başlarsa öyle başladı. Top, "ilk golü bulma hevesi" fazlasıyla sahaya yansıyan sarı kırmızılarda idi ve akınlar bir sağdan soldan geliyordu. Sağ taraftan ceza saha sahasına yapılan sert bir ortada, Kayserili Opoku, "arka direğe illaki biri hareketleniyordur" diye düşündüğü için telaşla müdahale etti ve topu kendi ağlarıyla buluşturdu. Bu golden sonra aynı üstünlüğü devam eden Galatasaray'ın süper golcüsü Osimhen, kendisini çalımlayarak geçmesine izin vermeyen kaleci Bilal'i, "çıkmaza" attığı penaltı vuruşuyla cezalandırdı. Nijeryalı, yedinci penaltısında kaydettiği yedinci golle müthiş bir istatistiğe imza atmış durumda. Sara'nın golüyle fark üçe çıkınca, beklenenden erken bir Icardi sortisine tanıklık ettik.
Juventus'un Icardi ile ilgilendiği söylentileri maçın önüne geçmişken "geçer" not alan Lang ve hatta 73'te oyuna giren Asprilla'nın performansı bile Arjantin'lininki kadar merak edilmedi.

"Keşke gitse" diye düşünen pek çok Galatasaraylı olduğuna eminim ama ispatlayamam. Torreira sakat sakat oynadı, Lemina cezalı duruma düştü ama hala orta sahaya topçu gelmesi bekleniyor. Neyse ki Singo yedek kulübesinde de olsa sahalara döndü.
Gerçi şu dün akşamki Sallai'yi keser mi; hiç sanmıyorum.
Manchester'da yavaşlatılmış gösterimde ayak bileği burkuluşunu gördükten sonra Sane'nin 20 dakika daha oyunda kalışı çok gereksizdi.
Sahalara dönüşü umarım dendiği gibidir. Bu arada attık tuttuk ama maça noktayı koyan Icardi oldu. Bir anda dünya durdu ve şarkı başladı; "aşkın olayım". Hemen ardından DJ, vefatının 27. yılı dolan Manço'nun meşhur şarkısını çaldı...

Makul

Dün akşam Manchester'da oynanan seviyedeki, "makul" şekilde sonuçlanmış bir maçtan sonra teknikten, taktikten çok, gerçeklerden bahsetmek, ezber bozmak bence daha doğru olacak. Bunca yaygara arasında, sarı kırmızılılar tarafından elde edilen sonucun "başarı" olduğunu kabul etmek bence zorunluluk.

"Devler Arenası" yani Şampiyonlar Ligi, bu gezegenin en değerli spor markası. Dört yılda bir yapılan Avrupa Futbol Şampiyonası ve Dünya Kupası organizasyonları, futbol kalitesi, üzerinde dönen ekonomi açısından geride kalıyor. Münferit, istisnai bazı başarılara rağmen şunu söyleyebiliriz ki; bu büyük kupayı genelde en çok masrafı harcayan, yaş ortalaması 26 civarındaki atletik takımlar kazanıyor. Galatasaray bu zorlu sezonun öncesindeki transfer dönemi bitiminde Şampiyonlar Ligine katılan takımlar içindeki en pahalı 24. (yazı ile; yirmi dördüncü) kulüptü.

Temsilcimiz, sıra dışı başarılı olan istisnai takımlardan biri olmayı başaramadı ama "bu kadro maliyetinin hakkını verdi" demek gerekiyor. İlk sekiz hayaldi, ilk 16'da olmaksa gerçekten büyük bir başarıydı. İlk yirmi dörtte olmaksa en hafif tabiriyle "makul" görülmeli. Şu andan itibaren Türk futbolunun Romanya ile oynanacak milli maç gibi yeni bir çıtası daha var. Okan Buruk ve talebeleri Juventus ya da Atletico ile play-off oynayacak. Sizin tercihiniz hangisidir bilmem ama ben Juventus'u isterim.

Bakalım bu durum devam eden transfer dönemine nasıl yansıyacak? Alınacak isimlerin, mevkilerinden daha çok, gerçek birer atlet olup olmadıkları çok önemli olacak. Keza (dün akşam bir kez daha gördüğümüz gibi) üst seviyeyle, Galatasaray'ın arasındaki atletik kapasite farkı hayli büyük.

Helal olsun

Galatasaray maça kötü başlamadı ama kalesinde gördüğü ilk pozisyonda rakip golü bulunca hepimize " galiba yine olmayacak" dedirtti. Süper kupa finalindeki berbat oyunla gelen Fenerbahçe mağlubiyeti, sonrasındaysa iç sahada ligin ikinci yarısına puan kaybıyla başlamak bu maç öncesi yeterince moral bozucuydu. Neyse ki Galatasaray mücadeleyi bırakmadı ve şansın da yardımıyla beraberliği buldu. Yenilmemek de önemliydi fakat kazanmak tüm sezonun gidişatı açısından hayatiydi. Aslan, "ligde liderim, kupada iddialıyım ve Avrupa'da yoluma devam ediyorum" diye kükreyerek, sezona kaldığı yerden devam etmek istiyordu. Ayağının tozuyla gelen Osimhen başta olmak üzere, herkes canını dişine takıyordu. İkinci yarıda galibiyeti daha çok isteyen takım Cimbom'du.

70'te sahada "beraberliğe razı" bir Atletico vardı. Sara ile Yunus değişikliği ibreyi iyice lehimize döndürmeyi başarmıştı. Gecenin ikinci saat dilimindeki maçların sonuçlarını bilmeden yazayım ki; ben de pek çoğumuz gibi beraberliğe razıydım aslında. 80'de "beraberliğe razı" olan takım sayısı ikiye çıktı. Barış Alper yerini Jacobs'a bırakırken, Buruk sahadaki oyuncularına da mesajını güçlü şekilde verdi. 85'te Atletico, kazanabileceğini idrak etti ama sahne artık Uğurcan'ındı. La Liga'nın en çok koşan takımı karşısındaki derli toplu oyun, kazanılan puan kadar önemliydi. Açıkçası mevcut koşullarda canını dişine takan bu takıma "helal olsun" demekten başka bir şey gelmiyor içimden.

Fabian Ruiz!

Tribünde seyirci yok. Yedek kulübesinde topçu yok.
Osimhen yok. Torreira yok.
Hafta içi yılın en kritik maçı -hatta bazı isimler için- "sezon finali" konumundaki Atletico sınavı var.
Süper Kupa ezeli rakibe (hem de berbat bir oyunla) kaptırılmış, takıma transfer beklenirken rotasyonda eksilme olmuş. Gözler kulübede Berkan'ı bile arıyor, transfer beklentisini karşılayamayan yöneticilerin varlıkları tartışılıyor.

Dün akşamki Gaziantep maçını kazanmak sarı kırmızılılar için süper kupa finali kadar önemliydi. Maçın ilk yarısında -neredeyse- hiçbir şey olmadı. Gayretli birkaç oyuncunun (Sane, Barış, Lemina, Sallai) saman alevi benzeri parlamaları ev sahibine gol getirmeye yetmedi.
İkinci yarıda Galatasaray baskıyı "bi' tık" daha artırırken, yedek kulübesi adeta bomboş olduğundan, "en azından, Barış, Sane, Yunus, hatta İcardi kendi aralarında mevki değiştirseler" diye düşündüm.

"Kutucu girsin" bile dedim içimden (girdi). Süper Kupa'yı ezeli rakibine kaptırdıktan sonra, Atletico ile hayati bir maça çıkacak takımın kulübesini bu hale getirmek için özel çaba sarfetmiş olunmalı.
Gol atmaya pek niyeti olmayan misafir takım öne geçtiğinde son düdüğe 20 dakika vardı. 84'te Barış Alper'in golünde uzuuuuun taç atışıyla Kazım Can'ın payı büyüktü.
Pek çok Galatasaraylı "Keşke Berkan gitmeseydi, Demirbay dönseydi" diyordur. Ne Fabian Ruiz'i Allah aşkına! İlkay - Kutucu değişimdeki kısa süreli ıslıklar, fırtına öncesi esen minik bir rüzgar sadece.

Nitelik ve nicelik

Premier League takımı Crystal Palace'ın, FA Cup 3. Turu'nda İngiltere 6. Liginden Macclesfield'e elenmesi futbol dünyasının hâlâ gündeminde. Fethiye'de ilk yarının golsüz bitmesinin en önemli sebebi ev sahibi takımın kalecisi Arda idi kuşkusuz. Ne enteresandır ki; duraklamalarda savunmasının arkasına sarkılan pozisyonda, Günay başarılı olmasaydı Cimbom, soyunma odasına yenik girebilirdi. Icardi'nin biri gayrı nizami, diğeri nizami iki penaltısını kurtaran rakip file bekçisini birkaç kere tebrik etmesi, kaçan penaltılar kadar maç özetine girmeyi haketti doğrusu. Nitelik olarak imrenilen G.Saray kadrosunun nicelik olarak yoksunluğu, Süper Kupa dahil, dört kulvarda da hissedildi, hissediliyor.


Peki acaba, bu yoksunluk hali, Okan hoca tarafından özellikle tercih edilmiş olabilir mi? Çok şüpheleniyorum. "Kadro küçük olsun, benim olsun" zihniyeti nedeniyle, çoğalması gereken sarı kırmızılı takım, eksilerek (örneğin; Berkan'ın gidişi) ikinci yarıya girecek gibi duruyor. Kendi kümesinde "düşmeme mücadelesi" veren Fethiyespor, ikinci yarıda karşısında ideal on birine yakın bir kadroyla gol arayan daha coşkulu bir Galatasaray buldu. 65. dakikaya 0-0 girildiği anda rakibini ikiye bir yakalayan Fethiyespor, Ramazan zemine takılıp düşmese öne geçiyordu. Yani; sarı kırmızılar kötü zeminden yakınmak yerine, kötü zemine dua etmeli. Bardakcı'nın kafayla bulduğu golle, güç farkının çok bariz olduğu bir maçta daha büyük takıma galibiyeti getiren "duran top" oldu. Fethiye'den bile gol yemeyi başaran Buruk'un takımı, değil Atletico, Gaziantep maçına dair bile taraftarını endişelendiriyor.