CANLI
SKOR
Serkan Korkmaz

Serkan Korkmaz

Yangın

Maçın bitimine yarım saat var evinde Çorum karşısında, evinde 2-1 yenik durumdasın, sen oyuna Lemina ile Eren'i alıyorsun, rakip Thiam'ı. "Yazı bu kadar" deyip burada bitirsem ve sussam aslında en doğrusunu yapmış olabilirdim.
Ama 59'da muhteşem bir gol atan Kyziridis 70'te, kırmızı kart görerek sezonun açılış maçına bir damga daha vurdu. Gerçekten çok acayip; maçın ilk iki golü, sezon sonunda en güzel goller arasında sahne alacak.

Sarı kırmızılılar için ilk yarısı hayli sıkıntılı geçen maçın 53. dakikasında Osimhen, sadece kendisinin atabileceği bir golle umut vermişti.
Galatasaray transfer için "doğru zamanı" bekliyor en yetkili ağzının tabiriyle. "Doğru zaman" tabiri bir sezon başlangıcıyla, Şampiyonlar Ligi'nin ilk maçı arasında süreç için kullanılacak en son ifade bence.
Çorum'u, yönetiminden, teknik heyetine tebrik ediyorum. Cimbom için gerçeklerle yüzleşmenin tam zamanı. Birkaç haftaya hoca değişikliği, devre arası seçim gibi radikal gelişmeler kimi şaşırtır ki?

Geçen senenin ideal kadrosu olduğu gibi sahadaydı işte... O kadro ki; Avrupa maçları dahil önemli işlere imza attı. Demek ki sorun topçularda da değil. Yönetim ve teknik heyet birbirlerini suçlayana kadar takkeleri önlerine koyup camiaya umut aşılamak zorunda. Haftaya inecek iki uçak dün akşamki ateşi söndürür mü bilemem ama azaltır elbet. Önümüzdeki yılı bırakın, ligin ikinci yarısına bile aynı başkan ve aynı hocayla başlayamayabilir Galatasaray.

Yaşasın yenilmedi(!)

Galatasaray'ın Monza ve Venezia maçlarındaki skorları ve performansı endişe vericiydi. Ligin başlamasına 12 gün kala Rennes gibi ciddi bir rakip karşısında sergilenecek oyun kadar skor da önemliydi. Beklediğimden iyi bir başlangıç yapan Galatasaray, ilerleyen dakikalarda Osimhen ve Sara dışında vites küçülttü. İlk yarı bittiğinde kaleyi tutan 3 şut da Osimhen'in kafasından gelmişti. Fransızlar, kalemize 45 dakikada tam 12 şut çekmişti. Uğurcan, yersiz bir özgüvenle topu oyuna sokarken rakibe hediye ettiği golle maçı beraberliğe getirdi. Osimhen ile birlikte takımın en iyisi olan Sara, sarı kırmızılıları tekrar öne geçirdi. Uğurcan'ın ardından kaptırdığı topla rakibe bir gol hediye eden bir isim daha sahne aldı; Leroy Sane. ''Galatasaray, ceza sahası açıklarında artık bir top kaybı daha yapılıp bir gol daha yemiş olamaz'' diye düşünenler yanılıyor. Bu kez sıra Abdülkerim Bardakçı'daydı. Topu kaptırdı, penaltıyı yaptı ve artık konuk ekip öne geçmişti. Ne acayip değil mi; dört sene üst üste şampiyon olup, Avrupa'da başarılı bir sezon geçiren Galatasaray, daha sezon başlamadan taraftarının tepkisiyle karşı kaşıya kalıyor. Elbette ki bu tepkilerin tamamı yönetime. Takımın ilk maçına sayılı günler kaldı, Osimhen dışında neredeyse iyi giden hiçbir şey yok, Osimhen'in yedeği yok. Cimbom en azından bu kez yenilmedi. ''Gelişme var'' diyebiliriz.

Osimhen'i satın(!)

Galatasaray'a n'oluyor? Galatasaray'da neler oluyor? Cimbom'un böylesine bir dört yılın ardından, geldiği noktada, stratejisi, vizyonu nedir? Bunca sportif başarı, en geniş harcama limiti, her fırsatta gözümüze sokulan pespembe finansal tablonun ardından, bu tatsız, aromasız, keyifsiz sezon öncesi ruh hali nasıl çöktü bu camianın üzerine? Suçlu kim ve suçu ne? Bir tarafta; Özbekler ve Cenk Ergün, diğer tarafta Kavukcu, Gardi ve Buruk şeklinde farklı görüşler, tespitler ve çözüm önerileriyle ortadan bölünmüş iki grup var mı gerçekten? Artık sokakta beni durduran ilkokul öğrencisi bile ''n'oluyo abi bizimkilere?'' diye soruyor.

***

Bir Allah'ın kulu yok mu, HERKESE EŞİT UZAKLIKTA kulüp adına konuşacak, eyleme geçecek. "Derin'' sıfatı hangi insan topluluğu isminin önüne gelirse gelsin, kafa karıştırıyor ama Galatasaray'ı diğer kulüplerden farklı kılan şey bu ''derinlik'' olabilir mi? Derin ve olabildiğince geniş bir ortak akla sahip olmak, Ali Sami Yen ve arkadaşlarının kurduğu bu kulübün en belirleyici özelliklerinden biri değil mi? Galatasaray'da, futbolun karar vericilerine, başkana, başkana yakın olanlara, başkanın gönülsüzce birlikte çalıştıklarına, "Bir durun artık, birbirinize çelme takmayı bırakın, ortak bir müşterekte buluşun, yeter yahu" diyecek birileri var mı? Ya da bu ''birileri'' söylendiği gibi ortadan ikiye bölünmüş taraflardan birine gaz vermekle mi meşgul?

***

Gördüğüm kadarıyla ortadan ikiye bölünmüş olan, futbol karar vericilerinin aklını başına devşirmesini sağlayacak tek bir güç var; TARAFTAR.
Sosyal medyada, genel kurulda, tribünde, whatsapp topluluklarında, sohbet odalarında, mail gruplarında kişisel veya grupsal çıkarlara esir düşmemiş, organik hesaplar, kanaat önderleri, duayenler, liderler, NEREDESİNİZ ve olup biten hakkında ne düşünüyorsunuz?

***

Genel olarak başarıdan sıkılma hali, rehavet, şımarıklık ve boş vermişlik içinde olanlar da var. Öyle ya; dört sene üst üste şampiyon olundu, birkaç maç ve tur bazında Avrupa'nın kralı da olundu. Artık ufaktan dağılma, çözülme, dipten kum çıkarma ve yeniden yükselişe geçmek için yeni bir başlangıç noktası belirleme zamanı mı? Beni, meslektaşlarımı her gün soru yağmuruna tutan, komşu, eş, dost, arkadaş, esnaf adına soruyorum; TAMAM MI, DEVAM MI?
"TAMAM'' diyorsanız, Osimhen'i de satın ve boş yere bu kadar insanın duygularıyla oynamayın. Hiçbir Galatasaraylı, ne amaçla yaşattığınızı anlamadığı bu psikolojiyi benimsemek zorunda değil.

Kazanmak önemli

Sezonun şu aşamasında güç farkı bu denli büyükken, hazırlık maçı tadında bir karşılaşma beklemek son derece doğaldı. Fakat şaka değil; Aziz Başkan ve İsmail Kartal için sezonun ilk resmi maçıydı. Kendi seyircisi önünde yıllar sonra başkan olarak çıkan Aziz Başkan ve İsmail hocanın sürpriz bir sonuçla yüz yüze gelmesi çok beklenmedik tepkilerin beraberinde kara bulutları getirebilirdi. Her ne kadar yol hayli uzun olsa da, 17 yıllık Şampiyonlar Ligi hasreti sarı lacivertliler için şampiyonluk hasreti kadar büyük bir soruna dönüşmüş durumda. Beşiktaş ve Trabzonspor da kurdukları iddialı kadrolarla sadece Galatasaray'ın dört sene üst üste şampiyonluğuna değil, son yıllarda futbol sahnesinin en büyük eğlencesi "Galatasaray-Fenerbahçe rekabetine" de isyan noktasında. Çıkıştaki Trabzon, hassas mühendislikle rotasını zirveye doğru oluşturuyor.
Serdal Adalı yönetimi ise futbol aklını Önder Özen ile şekillendirip, hayaller kurduran bir Beşiktaş peşinde. Galatasaray her ne kadar sportif AŞ yönetimini yeni oluşturmuş olsa da, Özbek ile Gardi'nin her geçen gün buzları erittiği söyleniyor. Talisca attığı gol ve performansıyla tur kapısını aralarken, Kartal'a "vedalaşmak için çok erken" dedi adeta. Gole çok yakın oynayan Bartuğ'u çok beğendim. Bence İsmail hoca onu oyundan erken aldı. Kerem ve İrfan Can yeni sezona ve zorlu forma yarışına pek hazır değiller. Oyuna Oğuz ve Asensio'nun girmesi seyir keyfini hayli arttırdı. Bu takımda Vedat Muriç, Greenwood ile Asensio takımın vazgeçilmezleri olunca, bol gol atan bir Fenerbahçe izleyeceğimiz kesin. Takım savunması için her ekipte olduğu gibi sabra ve zamana ihtiyaç olacak.

Kırk yedinci

Yıl olmuş; 2026! Milli Takım'ın, Dünya Kupası kafilesinde, spor psikologu, mentör vb. bir tek profesyonel dahi yok. Dehşet verici bir şey bu. Yıl olmuş; 2026! Sayın Hacıosmanoğlu, Samet Akaydin ve Hakan Çalhanoğlu'nun vereceği motivasyon bu kadar. Tarihimizdeki başarıların hepsinde neden Türk teknik adamlar vardı; sorgulanmalı. Bu konu hakkında, sosyologlar, spor akademisyenleri tezler yazmalı. Araştırmacı gazeteciler kitaplar bastırmalı. "24 yıl önce de Brezilya'ya yenilmiştik" dediler, o Brezilya, Dünya Şampiyonu oldu. "Şenol Güneş de İtalya'ya yenilmişti" dediler, o İtalya, Avrupa şampiyonu oldu. Şenol Hoca için "Dünya üçüncüsü yaptı ama tek bir Avrupa takımıyla oynamadı" demişlerdi 2002'de.

İyi ki bu takım da oynamadı. Turnuvaya veda eden ikinci takım olduk. Bence Haiti ile bir maç yaparak kimin 47. olduğunu netleştirmek zorundayız. Dost acı söyler. 1- Montella ile gün bitmeden yollar ayrılmalı. 2- Hakan Çalhanoğlu, Merih Demiral, İrfan Can Kahveci, Kaan Ayhan, Çağlar Söyüncü ve Mert Günok, Milli Takım'ı bırakmalı. 3- TFF güven oylaması için seçime gitmeli. 4- Denenmemiş yerli bir hoca, ince ince hesaplanarak kotarılmış bir teknik heyetle başa geçmeli. 5- Milli Takım'ın yönetim ile teknik heyet arasında konuşlanan IQ ve EQ'su yüksek bir idari kadrosu acilen oluşturulmalı. 6- Kaptanlık pazubandı en doğru isme verilmeli. Bu isim -bence- Arda Güler. TFF ve milliler bence bir iki hafta "ölü taklidi" yapsınlar. Şu saatten sonra hiçbir bahane ve savunmaya tahammül edemeyeceğim.

Kendine gel Montella!

Avustralya'nın, A Milli Futbol Takımımız karşısındaki 2-0'lık galibiyetinde, onların disiplinli savunması ve hızlı hücumları belirleyici oldu. Teknik direktörümüz Vincenzo Montella'nın maça çıktığı 11 çelişkilerle doluydu. Kerem Aktürkoğlu'nun kampın hemen başında sakatlanması ve yapılan iki hazırlık maçında oynamamasının bedeli ağır oldu. 45 dakikalık Kenan Yıldız performansı da ikinci yarıda değil maçın başından itibaren değerlendirilmeliydi.

Rakip karşısında topa daha fazla sahip olmamızın hiçbir kıymeti yoktu. Sahada herkes ama herkes bireysel anlamda kötüydü. Savunmanın ortasında Merih Demiral yerine Ozan Kabak'ın tercih edilmesi bizi ilk golü yemekten kurtarabilirdi. Orta sahada Orkun ve Hakan Çalhanoğlu ile birlikte görevlendirilen İsmail Yüksek'in adam adama markaja verilmesi de berbat bir tercihti. Market değeri bizden kat be kat düşük olan Avusturalya'nın taktiksel olarak direnci etkileyiciydi.

Şimdi son derece hayati ve tarihi iki maç bekliyor bizleri. Önce Paraguay, ardından ABD'ye karşı kritik sınavlar vereceğiez. Panik yapmayalım ama durum ve hasar tespitimizi doğru yapalım. Montella'nın Hakan Çalhanoğlu ile Orkun'u birlikte oynatma ezberi bozulmalı. Kenan ilk 11'de sahaya çıkmalı. Can Uzun ciddi şekilde düşünülmeli ve Kerem "sahte dokuz" olarak oynatılmamalı. İnsan ister istemez üzülüyor hatta çokça da sinirleniyor. Bunun için mi bekledik tam 24 yıl? Bunun için mi uykusuz kaldık? Montella, kendine gel!

Kuzen, Dayı ve Cacık

Bosna Hersek; sadece Türkiye'nin değil, Dünya Kupası katılımcısı ülkelerde yaşayan ve kendine "futbolsever" diyenlerin çoğunun ikinci takımı olabilir. Hatta pek çok İtalyan'ın birinci takımıysa şaşırmam. Sadece bana sempatik geldiklerini sanmıyorum. Bu kupada, "su molası" ya da "serinleme molası" adı altında yapılan, "reklam arası" ile şahlanan, futbol endüstrisindeki en sempatik "underdog", Djeko ve arkadaşlarının Bosna Hersek'i bence. Trump'ın, ailede çok da ciddiye alınmayan, kuzeyli kuzeni Kanada ve karanlık adamlarla oturup kalkan "hayta" dayısı Meksika'yı izledik. İkisinden de bu turnuvada "bi'cacık"olmaz gibi duruyor. En sevilen oyunun futbol olmadığı ülkelere güzelim futbolu neden emanet ederler hiç anlamıyorum. Sadece gayretle, iş ahlakıyla yol alan Kanada'nın şanstan da fazlasına ihtiyacı var. İzlediğim diğer ev sahibi Meksika gibi onlar da ite kaka bir çeyrek finali işgal edebilirler ancak. Tüm sempatisine rağmen, gruptan çıkacağına emin olduğum Bosnalı kardeşlerimizin de ince yollarını çok da uzun mesafede arşınlayacağını pek sanmıyorum. İsviçre'nin ardından Bosna ile Kanada'nın ikincilik mücadelesine tanık olacağız gibi duruyor bu grupta. Ev sahibinin tribünü de sınıfta kaldı. Buz hokeyinden devşirme bir profil, turistler ve göçmenlerle hayli sıkıcıydılar doğrusu. Meksika'nın taraftarıyla kıyaslandığında, "yok" hükmündeydiler. Beraberliği son derece makul ve mantıklı buluyorum. Maçtan önce biri bana; "Türkiye'de büyük bir takımda oynayan, kendi ülkesinin efsane golcüsü fileleri havalandıracak" dese, Larin aklıma bile gelmez, "Djeko!"derdim. Yazıyı yazarken sabaha karşı grubumuzda ev sahibi ABD ile Paraguay arasındaki maç henüz oynanmamıştı. O nasıl bitti acaba? İnşallah berabere bitmiştir ve ben uyuyakalmayıp izlemeyi başarmışımdır. Zzzzzz…

Akılların mücadelesi

Finale göz kırpan iki takımın randevusunda, sahaya sadece formalar değil, fikirler de çıktı. Biri hücum zenginliğiyle konuşan Beşiktaş... Diğeri sabırla, disiplinle, akılla direnen Konyaspor... Ve o akşam, Konya'nın sesi İstanbul'da yankılandı. 'İkonium Kartalı' yeşilbeyazlılar, 36. dakikada direkten dönen o tehlikeli an dışında siyahbeyazlılara adeta nefes aldırmadı. Bir savunma değil bu... Bir irade, bir inat, bir planın sahaya yansımasıydı. Oyunun merkezi kilitlendi. Pas yolları daraldı. Zaman, Beşiktaş için hızla değil, zorla akmaya başladı.

İkinci yarı... Sahne değişmedi. Beşiktaş hücum etti, Konyaspor direndi. Biri dalga oldu, diğeri kayalık... Çarptı, dağıldı, geri döndü. Bir an geldi, bir boşluk doğdu. Top, Enis Bardhi'nin önüne düştü. O an... Sadece bir pozisyon değildi. Bir şehrin kalbi orada attı. Vursa... Bitse... Yazılsa... Ama olmadı. Top ağlarla buluşmadı, ve o saniye, Konya'da zaman durdu.

Gol kadar, kaçan gol de yazılır tarihe. Ve Bardhi... 87'de bu kez yazdı aslında. Top ağlarda, umut gökyüzünde... Ama bayrak havada. Bu maç sadece oyuncuların değil, akılların mücadelesiydi. Ve o aklın adı bir kenarda net şekilde yazıldı: İlhan Palut... İlk 45'te plan... İkinci 45'te sabır... Ve iki yarıda da kusursuza yakın uygulama... Rakibini sadece durdurmadı, onu düşündürdü. Yavaşlattı, yordu. Bu, taktikten öte bir ustalıktı. Son söz mü? Bu maçın skoru ne olursa olsun, sahada bir gerçek vardı: Konyaspor, sadece savunmadı... Oyunu yönetti. Ve bazı geceler vardır, gol atamasan bile futbolu kazandığını hissedersin.

Şampiyonluk mesajı

Galatasaray, ezeli rakibi Fenerbahçe karşısında aldığı 3-0'lık galibiyetle sadece bir derbi kazanmadı; şampiyonluk kupasının kulbundan da sıkıca tuttu. Bu tür maçlar sezonun kaderini belirler ve bu kez sarı-kırmızılılar hem oyun hem de psikolojik üstünlük açısından net bir mesaj verdi. Gecenin öne çıkan isimlerinden biri ise hiç şüphesiz Victor Osimhen oldu. Gol yollarındaki etkinliği ve bitmeyen enerjisiyle takımını sırtlamaya devam eden yıldız oyuncu, "büyük maç oyuncusu" kimliğini bir kez daha kanıtladı. Ancak karşılaşmanın tartışmalı anı, hakem Yasin Kol'un Sane'ye yapılan faule vermediği penaltı kararıydı. Bu pozisyon yalnızca maçın değil, belki de sezonun kırılma anlarından biri olarak hafızalara kazındı. Futbolda hakem kararları her zaman tartışılır; fakat böylesi kritik bir derbide yapılan hatalar uzun süre gündemden düşmez. Sezonun geneline bakıldığında ise transfer ve yönetim kararlarının etkisi açıkça görülüyor. Trabzonspor'un; kalecisi Uğurcan Çakır'ı Fenerbahçe'ye satmaması zincirleme bir etki yarattı. Fenerbahçe'nin Ederson hamlesi ve son olarak Uğurcan'ın Galatasaray'a transferi, güç dengelerini değiştirdi. Edersonun alınması kağıt üzerinde büyük bir transfer olarak gözüküyor. Ancak etkisi tam tersi bir tablo yansıtıyor. Ederson dün atılmak için elinden geleni yaptı. Sonunda da kırmızı kartı gördü. Sonuçta Galatasaray net bir galibiyetle hem şampiyonluğu hak ettiğinin hem de gereken her maçı kazanaceğının mesajını verdi.